Sözlük
Sponsor Bağlantılar
Çevir

EN 'tr' sonuçları
Çeviri tr.
kıs. trace, translated, translator, treasurer trust.
 

3D Oyunlar
Türkiye'nin en güzel ve ilk 3d oyun sitesi - 3doyunlar.net

 
Çeviri trabeate , ated
s., mim. sütun pervazlı, sacaklıklı
 
Çeviri trabecula
i. (çoğ. -lae) anat. bağ. trabecular, trabeculate s. bağ gibi.
 
Çeviri trace
i., f. iz, eser, nişan: azıcık şey, zerre, az miktar: işaret: kalıntı: ormanda patika: hafif çizgi; f. izlemek: izini araştırıp bulmak; ayrıntıları ile tanımlayarak aslını göstermek: çizmek: dikkatle çizmek veya yazmak: şeffaf kağıt üzerinden kopya etmek; oymak, hakketmek: geçmek. trace back aslını arayıp bulmak. trace out krokisini yapmak, planını çizmek. trace over şeffaf kağıt üzerinden kopya etmek. traces of pain ağrı belirtileri, hafif ağrılar. He traces his family back to the fifteenth century. Soyu on beşinci yuzyıla kadar uzanıyor. No trace remains. Hiç bir iz kalmadı. trace'able s. izlenebilir, izi bulunabilir.
 
Çeviri trace
i. arabanın koşum kayışı; mak. hareket aktarmak için iki parçayı birleştirip işleten çubuk. kick over the traces gemi azıya almak.
 
Çeviri tracer
i. izleyen şey veya kimse; kopya çıkaran alet; kayıp şeyleri soruşturma belgesi; terzi ruleti; tıb. hastalığın yerini saptamak için vücuda zerkedilen radyoaktif izotop. tracer bullet giderken havada iz bırakan kurşun.
 
Çeviri tracery
i. oyma taşta yapraksı süs.
 
Çeviri trachea
i. (çoğ. -ae) anat. nefes borusu, soluk borusu; bot. yapraklarda bulunan ufak damar, trake. tracheal s. soluk borusuna veya damara ait. tracheotomy (treykiyat'ımi) i., tıb. soluk borusunu açma ameliyatı.
 
Çeviri tracheitis
i., tıb. soluk borusu iltihabı.
 
Çeviri trachoma
i., tıb. trahom.
 
Çeviri trachomatous
s. trahomlu.
 
Çeviri trachyte
i., jeol. trakit.
 
Çeviri tracing
i. kopya etme; kopya; iz, yol. tracing paper aydinger kâğıdı, ince kopya kâğıdı.
 
Çeviri track
i., f. iz, eser, nişan; ayak veya tekerlek izi: yol: koşu yolu: spor atletizm, koşma, atlama ve atma: ray: dizi, seri; f. izlemek, takip etmek; izini aramak: geçmek; iz bırakmak veya yapmak; iki tekerlek arasında uzanmak (mesafe). track down izleyerek bulmak. track man (spor) koşucu, atlet. track meet (spor) atletizm karşılaşması. track shoe kabaralı ayakkabı. across the tracks kenar mahallede. double track çift hatlı (demir yolu). in one's tracks olduğu yerde. jump the track raydan çıkmak; yoldan sapmak, geçmek, atlamak. keep track of dikkatle izlemek; ilişkiyi devam ettirmek. lose track of bağlantıyı kaybetmek, izini yitirmek. make tracks acele gitmek off the track hattan çıkmış; konudan ayrılmış. on the track konuyla ilgili on the right track doğru yolda. in his tracks peşinde, izinde. single track tek hatlı, tek yönlü. singletrack mind aymazlık, gözü bağlılık. the beaten track çok geçilmiş yol, işlek yol. The children tracked snow into the house. Cocuklar ayakkabılarıyle karı içeriye taşıdılar. track'er i. izleyen kimse.
 
Çeviri trackage
i. demiryolu rayları; başka kumpanyanın demiryolunu kullanma hakkı; bu hakkı kullanmak için verilen para.
 
Çeviri trackless
s. izsiz, iz kalmayan; yol suz; raysız giden tracklessly z. izsiz, iz bırakmadan. tracklessness i. izsizlik.
 
Çeviri trackman
i., d.y. hat bekçisi.
 
Çeviri tract
i. dinsel veya törel risale; broşür.
 
Çeviri tract
i. saha, alan, arazi parçası, toprak; anat. nahiye, bölge. digestive tract sindirim sistemi.
 
Çeviri tractable
s. söz dinler, yumuşak başlı, uysal; kolay işlenir, şekle girer. tractabil'ity, tractableness i. yumuşaklık, uysallık. tractably z. uysallıkla.
 
Çeviri tractate
i. risale, broşür.
 
Çeviri tractile
s. çekilip uzar, çekilebilir.
 
Çeviri traction
i. çekme, çekilme; fiz. çekiş gücü traction engine yük çekme lokomotifi veya traktörü. traction wheel lokomotiften kuvvet alan tekerlek. in traction tıb. askıda. tractional s. çekme kuvvetine ait. tractive s. çekici.
 
Çeviri tractor
i. traktör; kamyonun şoför mahalli.
 
Çeviri trade
i., f. alışveriş; ticaret: iş, sanat, meşguliyet; esnaf: pazarlık: değiş tokuş, takas, trampa: müşteriler: f. alışveriş etmek; ticaret yapmak; iş yapmak. trade agreement ticari anlaşma. trade discount toptancı indirimi. trade in eskisini yenisine fiyat farkıyle değiştirmek. trade journal mesleki mecmua. trade mark alâmeti farika, ticari marka. trade name ticari isim, ticaret unvanı. trade off değiş tokuş ederek elden çıkarmak. trade on -den faydalanmak. trade route ticaret yolu. trade school meslek okulu, sanat okulu. trade secret mesleki sır. trade union sendika. trade wind alize.
 
Çeviri tradelast
i. iltifat. I have a tradelast for you. Siz benim hakkımda duyduğunuz bir iltifatı söylerseniz, ben de size hakkınızda duyduğum iltifatı söylerim.
 
Çeviri trader
i. tüccar, tacir; ticaret gemisi.
 
Çeviri tradesfolk
i. esnaf takımı.
 
Çeviri tradesman
i. dükkâncı, esnaf adam.
 
Çeviri trading
i. alışveriş; değiş tokuş. trading post uygurlaşmamış yerlerde değiş tokuş için kurulmuş dükkân. trading stamp kâr pulu, pay kuponu.
 
Çeviri tradition
i. anane, gelenek, görenek, âdetler; sünnet; hadis.
 
Çeviri traditional
s. geleneksel, ananevi. traditionalism i. ananeye bağlılık, gelenekçilik. traditionally z. geleneksel olarak, geleneklere göre traditionalist i. ananeye bağlı kimse, gelenekçi.
 
Çeviri traduce
f. iftira etmek, karalamak, çamur atmak.
 
Çeviri traffic
i. gidişgeliş, trafik, seyrüsefer; alışveriş, ticaret, trampa, değiş tokuş; yük miktarı; yolcu adedi; iş, muamele. drug traffic uyuşturucu madde ticareti. traffic circle A.B.D. gidişgelişin tek yönde olduğu daire şeklindeki kavşak. traffic cop k.dili trafik polisi. traffic divider refüj. traffic island ada. traffic jam trafik tıkanıklığı. traffic light trafik ışığı, trafik lambası. traffic manager trafik memuru. Let us charge what the traffic will bear. Satılabilecek en yüksek fiyatı koyalım.
 
Çeviri traffic
f. (-ficked, -ficking) yolculuk yapmak. traffic in değiş tokuş etmek; karanlık işlerle uğraşmak. traffic with ile ilişkide bulunmak.
 
Çeviri trafficker
i. kaçakçı; karanlık işlerle uğraşan kimse.
 
Çeviri tragacanth
i. kitre; geven, bot. Astragalus; zamk ağacı, kitre ağac.
 
Çeviri tragedian
i. trajedi yazarı veya aktörü. tragedienne' i trajedi aktrisi.
 
Çeviri tragedy
i. facia, trajedi; felâket, korkunç olay.
 
Çeviri tragic , ical
s. facia kabilinden, facialı; trajik; korkunç, müthiş, feci, hüzünlü, acıklı. tragic drama, trajedi. tragically z. faciayla, trajik bir şekilde, feci surette. tragicalness i. facialılık, acıklı durumı
 
Çeviri tragicomedy
i. hem trajedi hem komedi yönü olan piyes. tragicomical s. hem ağlatıcı hem güldürücü.
 
Çeviri tragopan
i. Asya'ya mahsus boynuz şeklinde uzantıları olan bir çeşit sülün, zool. Tragopan.
 
Çeviri trail
f., i. sürüklemek, arkası sıra yerde sürüklemek; izlemek; geriden izlemek, geri kalmak; ayakla çiğneyerek yol yapmak; sürünmek; sürüklenmek; iz bırakmak, peşinde bırakmak; bitki gibi yerde uzamak; izleyerek avlamak; i. iz; peten, sürüklenen şey, kuyruk; (bir) sürü, (bir) yığın; top arabasının kundak kuyruğu; patika, keçiyolu. trail one's coat başına belâ aramak, kaşınmak, aramak. trail rope çekme halatı. hit the trail yola koyulmak. She left a trail of broken hearts. Ardında bir yığın kırık kalp bıraktı.
 
Çeviri trailblazer
i. yol açan kimse; öncü.
 
Çeviri trailer
i. yerde surüklenen şey veya kimse; sürüngen sap, yerde uzanan fidan; diğer bir arabanın çektiği araba; römork; otomobilin çektiği ve içinde ev tertibatı olan araba; sin. gelecek programa ait filim parçası. fragman trailer court ev römorku park yeri.
 
Çeviri trailingarbutus
i. fundagillerden pembe çiçekli her dem taze bir bitki, bot. Epigaea repens.
 
Çeviri train
i., f. tren, katar; saf; refakatçiler, maiyet; yerde sürünen uzun etek; silsile, takım, sıra, düzenli durum; sıra halinde barut; hayvanı tuzağa çekmek için sıralanmış yem; f. alıştırmak, öğretmek, talim ettirmek; ehlileştirmek; dalları kazık veya duvara bağlayıp istenilen biçime getirmek (ağaç veya fidan); nişan almak (top); talim etmek; idare etmek; pehriz ile yarışa hazırlanmak; talim görmek. train dispatcher tren hareket memuru. train down zayıflama rejimi yap mak. train oil balinadan alınan yağ. train shed vagonların muhafaza edildiği depo. train up yetiştirmek, terbiye etmek. trained eye alışkın göz. trained nurse diplomalı hastabakıcı, hemşire. half trained yarı eğitilmiş. over trained luzumundan fazla ve zararlı olacak derecede eğitilmiş. train'able s. talim olunabilir, eğitilebilir, alıştırılabilir, terbiyesi mümkün.
 
Çeviri trainband
i., ask. eskiden İngiltere'de bir çeşit talimli redif alayı.
 
Çeviri trainer
i. talimci, terbiye edici, antrenör; top nişancısı; talim uçağı.
 
Çeviri training
i. talim, terbiye, tahsil; antrenman. training camp askeri veya spor talim kampı. training seat çocuk için eğitici oturak. training ship okul gemisi. go into training antrenman yapmak.
 
Çeviri trainmile
i. demiryolu seferlerinin hesap birimi olan tren mili.
 
Çeviri traipse
f., k.dili dolaşmak, başıboş gezmek.
 
Çeviri trait
i. hususiyet, özellik; nad. dokunma.
 
Çeviri traitor
i. hain kimse, vatan haini. traitress. i hain kadın.
 
Çeviri traitorous
s. haince, hıyanet kabilinden traitorously z. hainlikle. traitorousness. i hainlik.
 
Çeviri trajectory
i. mermi yolu; geom. eğri, münhani; astr. yörünge.
 
Çeviri tram
i., İng., f. (-med, -ming) tramvay; maden ocaklarında raylar üzerinde işleyen sandık şeklinde araba; f. böyle arabada taşımak.
 
Çeviri tram
i. ibrişim, bükme ipek.
 
Çeviri tram
i., f. (-med, -ming) mak. başka şeylere nispetle doğru ayarlanmış olma (in tram, out of tram olarak kullanılır); f. doğru ayarlamak.
 
Çeviri tramcar
i., İng. tramvay.
 
Çeviri tramline
i., İng. tramvay hattı.
 
Çeviri trammel
i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) gen. çoğ. mânia, engel; balık tutmak için ağ; ata rahvan yürümesini öğretmek için kullanılan bukağı; ocakta tencere askısı; mak. kollu pergel, elipsograf; f. engel olmak; tuzağa düşürmek.
 
Çeviri tramontane
s., i. dağların ötesindeki: (İtalya'ya göre) Alplerin ötesindeki; yabancı; i. dağların ve bilhassa Alplerin ötesinde oturan kimse; yabancı kimse.
 
Çeviri tramp
f., i. serserice dolaşmak; ağır adımlarla yürümek; yaya olarak yolculuk etmek, taban tepmek; çiğnemek, ayak altında çiğnemek; i. derbeder ve serseri kimse; avare gezme; ağır adım ve sesi; uzun yaya gezintisi; den. tarifesiz işleyen yük vapuru. tramp on (upon, under foot) üstüne basıp geçmek; kötü veya insafsızca muamele etmek. on the tramp yerden yere dolaşmakta, serserilik etmekte.
 
Çeviri trample
f., i. ayak altında çiğnemek, ayak altına almak; i. ayakla çiğneme; ayakla çiğneme sesi.
 
Çeviri trampoline
i. tramplen.
 
Çeviri tramroad
i. maden ocaklarında oluklu veya raylı hat.
 
Çeviri tramway
i., İng. tramvay, tramvay hattı; maden ocaklannda hat.
 
Çeviri trance
i., f. dalınç, esrime, vecit hali, istiğrak; kendinden geçme; ruhun yücelmesi; f. vecit haline koymak; teshir etmek, büyülemek.
 
Çeviri tranquil
s. sakin, rahat, asude; durgun, sessiz; gönlü rahat tranquil'lity i. sükun. tranquilly z. sükunetle tranquilness i. sükunet.
 
Çeviri tranquilize , (ıng.) tranquillise
f. sakinleştirmek, sakinleşmek, yatıştırmak, yatışmak. tranquiliza'tion i teskin etme.
 
Çeviri tranquilizer
i. müsekkin, yatıştırıcı şey; teskin edici ilaç.
 
Çeviri trans siberian railroad
Sibirya'yı kateden demiryolu.
 
Çeviri trans-
(önek) ötesinde, aşın, karşı tarafta, öbür tarafında; arasından; içinden; tamamen, bütün bütün; çaprazvari.
 
Çeviri trans.
kıs. transaction, transitive, translator.
 
Çeviri transact
f. yapıp bitirmek, görmek (iş), muamele görmek.
 
Çeviri transaction
i. iş görme; iş, muamele; çoğ. bir kurumun bütün muamelelerini gösteren basılı rapor veya kayıtlar. transactional s. karşılığında cevap gerek tiren. transactional analysis insanlararası ilişkilerin analizi.
 
Çeviri transalpine
s., Alplerin ötesinde (kuzeyinde) yaşayan veya bulunan (kimse veya şey).
 
Çeviri transatlantic
s. Atlantik okyanusunun ötesindeki; Atlantik aşırı; Atlantik okyanusunu geçen.
 
Çeviri transcaucasia
i. Kafkasların güneyinde Azerbeycan, Gürcistan ve Ermenistan'ı içine alan bölge.
 
Çeviri transceiver
i. alıcı verici radyo.
 
Çeviri transcend
f. üstüne çıkmak, faik olmak; geçmek, aşmak; üstün gelmek. transcendence, -cy i. üstünlük, üstün gelme.
 
Çeviri transcendent
s. üstün, faik; âlâ; insan aklından üstün. transcendently z. üstün olarak. transcendentness i. üstünlük, faiklik.
 
Çeviri transcendental
s. üstün, faik; fels. deneyüstü, tecrübeden üstün olan; fizikötesi, doğaüstü. transcendental number esas cebir işlemleriyle temin edilemeyen sayı (örneğin Pi sayısı). transcendentalism i. beşer tecrübesi fevkindeki insan bilgisi esaslarını tespit eden prensip, transendentalizm. transcendentalist i. bu felsefenin taraftarı.
 
Çeviri transcontinental
s. kıtayı kateden; kıtanın öte tarafındaki.
 
Çeviri transcribe
f. kopya etmek, suret çıkarmak; müz. uyarlamak.
 
Çeviri transcript
i. ikinci nüsha, suret, kopya; bir öğrenim süresinde okunan derslerden alınan notlann resmi sureti. transcrip'tion i. kopyasını çıkarma; transkripsiyon; müz. uyarlayış.
 
Çeviri transcurrent
s. çaprazvari uzanan.
 
Çeviri transducer
i. enerjiyi bir sistemden başka bir sisteme nakleden cihaz, iletme sistemi.
 
Çeviri transect
f çaprazvari kesmek transec'tion i. kesit.
 
Çeviri transept
i., mim. planı haç şeklinde olan kilisenin iki kanadı.
 
Çeviri transfer
f. (-red, -ring) nakletmek, geçirmek; devretmek, başkasına bırakmak; baskı ile kopya etmek; aktarma yapmak. transferable s. nakli mümkün, devredilebilir, havale edilebilir. transference i. nakletme, naklolunma transferor i., huk. devreden kimse.
 
Çeviri transfer
i. nakil, havale, transfer, geçirme; devir, feragat; naklolunan veya geçirilen şey; çıkartma; telgraf havalesi; aktarma bileti.
 
Çeviri transference
i., psik. hislerin psikolojik olarak bir başkasına yönelmesi.
 
Çeviri transfigure
f. şeklini değiştirmek; yüceltmek. transfigura'tion i. suret veya şekil değişmesi; b.h. dağda Hazreti İsa'nın suretinin değişmesi, tecelli.
 
Çeviri transfinite
s., i. mat. sınır üstü (sayı).
 
Çeviri transfix
f. mıhlamak; sivri uçla delmek; kazıklamak, kazığa oturtmak; hayretten dondurmak.
 
Çeviri transform
f. biçimini değiştirmek, dönüştürmek, tahvil etmek, nev'ini değiştirmek; başka kalıba sokmak; mat. dönüştürmek.
 
Çeviri transformation
i. şekil değişmesi, dönüşüm, dönüştürüm; kadın perukası; gram. dönüşme.
 
Çeviri transformer
i şekil de/gıs/ tirici; elek transformatör, trafo
 
Çeviri transformism
i, biyol dö nüşümcülük, şekilde/gıs/imcilik
 
Çeviri transfuse
f. sıvıyı bir kaptan başka bir kaba boşaltmak, sıvıyı aktarmak. transfu'sion i. aktarma. blood transfusion kan nakli.
 
Çeviri transgress
f. bozmak, ihlal etmek, çiğnemek, aksine hareket etmek; kanuna itaatsizlik etmek; günah işlemek; hududunu aşmak, haddi aşmak. transgressor i. günahkar kimse, tecavüz eden kimse.
 
Çeviri transgression
i. tecavüz, haddi aşma; ihla1; günah, suç. trans gressional s. günah ve hata kabilinden.
 
Çeviri tranship
bak. transship.
 
Çeviri transhumance
i. iyi otlak için sürülerin mevsim göçü.
 
Çeviri transience, -siency
i. geçici hal, geçicilik.
 
Çeviri transient
s., i. geçici, süreksiz; fani, kalımsız; çabuk geçen; i. yalnız kısa zaman kalan misafir; radyo. geçici dalga veya cereyan. transiently z. geçici olarak. transientness i. geçicilik; fanilik.
 
Çeviri transilient
s. bir şeyden öbürüne atlayan; ani hareketlerle sıçrayan.
 
Çeviri transilluminate
f., tıb. arkasından ışık vererek aydınlatmak.
 
Çeviri transistor
i., elek. transistor. transistorize f. transistorla teçhiz etmek.
 
Çeviri transit
i., f. geçme, mürur; geçiş; transit; astr. gökcisminin teleskop sahasından geçmesi; astr. ufak bir gökcisminin büyük bir gökcismi ile dünyanın arasından geçmesi; yatay ve düşey açıları ölçmeye mahsus yüzölçümü aleti; f. geçmek, transit geçmek; teleskop sahasından ge çirmek veya geçmek. transit circle, transit instrument bir gökcisminin meridyenden geçişini izleyen rasat aleti, meridyen aleti. transit compass yatay açı ö1çmeye mahsus yüzölçümü aleti. transit duty transit gümrük resmi. transit lounge (havaalanında) transit salonu. in transit transit olarak.
 
Çeviri transition
i. geçiş, intikal; geçiş yeri veya müddeti; bağlantı; müz., eksen değişimi. transition period, transition stage geçiş devresi, intikal devresi.
 
Çeviri transitional
s. geçişe veya değişmeye ait. transitionally z. değişim müddetince.
 
Çeviri transitive
s., i. geçme veya geçirme kabiliyeti olan; gram. nesneli, geçişli; i. geçişli fiil. transitively z. geçişli olarak.
 
Çeviri transitory
s. geçici, süreksiz; fani, kalımsız. transitorily z. geçici olarak. transitoriness i. geçicilik; fanilik.
 
Çeviri transjordan
i. eski Ürdün (devleti).
 
Çeviri translate
f. çevirmek, tercüme etmek; nakletmek; bir insanı ölmeden göğe nakletmek; dönüştürmek, değiştirmek, tahvil etmek; tercümanlık yapmak; tercüme edilmek; telgrafı alarak tekrar başka yere aynen göndermek (otomatik cihaz). translatable s. tercümesi mümkün, çevrilebilir; dönüştürülebilir.
 
Çeviri translation
i. çeviri, tercüme; verden yere nakil; tahvil, tebdil.
 
Çeviri translator
i. tercüman, çevirmen, mütercim; telgrafı gönderen otomatik cihaz.
 
Çeviri transliterate
f. başka dilin alfabesiyle yazmak. translitera'tion i. transkripsiyon.
 
Çeviri translucent
s. yarı şeffaf. translucency i. yarı şeffaflık translucently z. yarı şeffaf bir şekilde.
 
Çeviri translunar
s. ayın ötesindeki.
 
Çeviri transmarine
s. denizaşırı.
 
Çeviri transmigrate
f. bir memleketten başka bir memlekete göç etmek, hicret etmek; tenasüh etmek, slçramak, göçmek (ruh).
 
Çeviri transmigration
i. hicret; ruh göçü, ruh sıçraması. transmigration of a soul tenasuh, ruh göçü.
 
Çeviri transmissible
s. geçirilmesi mümkün. transmissibil'ity i. geçirme imkânı.
 
Çeviri transmission
i. geçirme, nakil, intikal, gönderme, iletme, taşıma; mak. transmisyon, vites. transmission dynamometer bir makina veya cihazdan geçirilen kuvveti ölçme aleti. automatic transmission otomatik vites. transmissive s. naklolunur; nakleder, iletken.
 
Çeviri transmit
f. (ted, -ting) geçirmek; göndermek, nakletmek; geçmesine müsaade etmek. transmitter i. radyo veya televizyon verici istasyonu; nakledici cihaz; geçiren kimse; iletken şey.
 
Çeviri transmogrify
f. şeklini değiştirmek, acayip şekle sokmak.
 
Çeviri transmontane
s. dağ(lar)ın ötesindeki; Alplerin kuzeyindeki; Alplerin güneyindeki.
 
Çeviri transmutable
s.cismen değişirilmesi mümkün transmutability i. değişme kabiliyeti, cismen degiştirilme imkânı.
 
Çeviri transmutation
i. tahavvül, değiştirilme.
 
Çeviri transmute
f. aslını veya şeklini değiştirmek.
 
Çeviri transoceanic
s. okyanusun ötesinde bulunan, okyanus aşırı, transokyanus, okyanus ötesi; okyanuslar arası.
 
Çeviri transom
i. vasistas; pencereyi yatay olarak bölen kiriş; çapraz kiriş; den. kıç yatırması.
 
Çeviri transonic
s., fiz. ses altından ses üstüne geçerken oluşan durumlarla ilgili.
 
Çeviri transonic barrier
bak. sonic barrier.
 
Çeviri transoxiana
i., eski Amu Derya ötesi, Semerkant bölgesi.
 
Çeviri transparency
i. şeffaflık; şeffaf şey; ışığa tutulunca görülebilen cam üzerine yapılmış resim; slayt.
 
Çeviri transparent
s. şeffaf, berrak, saydam cam gibi; açık vazıh, aşikâr. transparently z. şeffaf olarak. transparentness, transparence i. şeffaflık, açıklık.
 
Çeviri transpierce
f. sivri aletle delmek, delip geçmek.
 
Çeviri transpiration
i terleme.
 
Çeviri transpire
f. vaki olmak, olmak; beden veya bitki gözeneklerinden dışarı çıkmak; terlemek; nefes vermek; meydana çıkmak, şüyu bulmak, duyulmak, sızmak.
 
Çeviri transplant
f., i. bir yerden çıkarıp başka yere dikmek (fidan); başka yere yerleştirmek; tıb. aşılama için doku eklemek; i. nakletme; başka yere yerleştirilen şey; başka yere yerleştirme. heart transplant kalp nakli. transplanta'tion i. doku nakli.
 
Çeviri transponder
i., elek. radyo sinyaline cevap veren radyo vericisi.
 
Çeviri transpontine
s. köprü ötesinde; Londra'da Thames nehrinin güney tarafında.
 
Çeviri transport
i. askeri vasıta; kendinden geçme, zevk ve heyecandan çılgın hale gelme; nakil, münakalat, taşınma, yerden yere götürme; sürgün olmuş kimse. Ministry of Transport Ulaştırma Bakanlığı.
 
Çeviri transport
f. yerden yere götürmek, taşımak, nakletmek; kendinden geçirmek, çı1dırtmak; sürgüne göndermek, nefyetmek. transportable s. nakli mümkün; taşınabilir.
 
Çeviri transportation
i.. nakil, yerden yere taşıma, münakalât, ulaştırma; nakil vasıtası; nakil vasıtası bileti; taşıt ücreti; sürgünlük cezası.
 
Çeviri transpose
f. ters çevirip yerini değiştirmek; sırasını değiştirmek, takdim ve tehir etmek; mat. işaretini değiştirerek denklemin bir tarafından öbür tarafma geçirmek; müz. aktarmak, perdesini degiştirmek transposable s. yeri değiştirilebilir, aktarılabilir.
 
Çeviri transposition
i. yerini degiştirme; takdim ve tehir; mat işaretini degiştirerek denklemin bir tarafından öbür tarafına geçirme; tıbı bir uzvun olağandışı bir yerde bulunması; tıb. bir doku parçasını yerinden tamamen ayırmadan kesip başka bir yere yapıştırma ameliyatı; müz. aktarma.
 
Çeviri transship
f. (-ped, -ping) aktarma yapmak. transshipment i. aktarma.
 
Çeviri transubstantiate
f. başka bir cisme deiğştirmek; Hazreti İsa'nın et ve kanına değiştirmek. (Aşai Rabbani'de kullanılan ekmek ve Sarabı). transubstantia'tion i. Katolik ve Ortodoks kiliselerinin inanışına göre Aşai Rabbani ayininde kullanılan ekmek ve şarabın Hazreti İsa'nın et ve kanına değiştirilmesi.
 
Çeviri transude
f. sızmak, ter gibi deriden sızmak. transudation i. sema, sızıntı.
 
Çeviri transuranian
s. uranyumdan daha ağır olan.
 
Çeviri transvaal
i. Transval.
 
Çeviri transversal
s., i. yandan yana geçen, karşıdan karşıya, enine; i., geom. bir takım hatları kateden doğru hat.
 
Çeviri transverse
s., i. karşıdan karşıya, enine, çaprazvari; i. çapraz şey; mat. hiperbolde enine mihver. transverse ligament anat. çaprazvari bağ. transversely z. çapraz olarak.
 
Çeviri transvestite
i. kadınımsı giyinmekten zevk alan erkek.
 
Çeviri trap
i. bir çeşit volkanik kara taş. trappean s. volkanik kara taş benzeri.
 
Çeviri trap
f. (-ped, -ping) i. süslemek, atlara süslü takım koymak; i., çoğ., k.dili eşya, pıl pırtı.
 
Çeviri trap
i., f. (-ped, -ping) tuzak, kapan, kapanca; hile, desise; koku veya gaz çıkmasın diye borudaki S şeklinde kıvrım; iki tekerlekli tek atlı hafif araba; (argo) ağız; çoğ. dans orkestrasında vurma çalgılar; f. tuzağa düşürmek; kapanca ile tutmak; engel olmak; tuzak hazırlamak; apteshane küngüne kapak koymak. trap door tavanda veya yerde bulunan kapak şeklinde kapı. set a trap for tuzak kurmak. trapdoor spider toprakta açılır kapanır kapaklı yuvası olan örümcek. trap'shooting i. kuş gibi havaya fırlatılan şeyi havada vurma talimi.
 
Çeviri trapeze
i. trapez, jimnastik trapezi. trape'ziform s. trapez şeklinde.
 
Çeviri trapezium
i., geom. yamuk.
 
Çeviri trapezoid
i., geom ikizkenar yamuk (Bazen trapezium ve trapezoid kelimeleri ters anlamda kullanılır). trapezoi'dal s. ikizkenar yamuk şeklinde.
 
Çeviri trapper
i. tuzakçı, kürklü hayvanları tuzakla tutmayı meslek edinen avcı.
 
Çeviri trappings
i., çoğ. süslü koşum takımı süs, tezyinat.
 
Çeviri trappist
i. çok sıkı kuralları olan ve konuşmayı bile meneden Katolik manastırda rahip.
 
Çeviri trash
i., f. çerçöp, süprüntü; çalı çırpı; çöplük;değersiz bayağı adam; avam, ayak takımı; değersiz şey; artık; saçma; özü çıkarılmış şeker kamışı. f. çerçöpünü temizlemek; çalısını çırpısını ayırmak, budamak; luzumsuz diye atmak, (argo) yıkmak, tahrip etmek.
 
Çeviri trashy
s. süprüntü gibi, adi, değersiz. trashiness i. çerçöp.
 
Çeviri trass
i. hidrolik çimento yapımında kullanılan bir çeşit volkanik süngertaşı.
 
Çeviri trauma
i. (çoğ. -mata) tıb. yara, incinme, travma; psik. sarsıntı. traumatic s., tıb. yaraya ait, yaradan ileri gelen; sarsıntı doğuran.
 
Çeviri travail
f., i. ağrı çekmek, doğum agrısı çekmek; zahmet ve meşakkat çekmek; i. doğum ağrısı; zahmet ve meşakkat, şiddetli ağrı.
 
Çeviri travel
f. (-ed, -ing veya -led -ling) i. yolculuk etmek, seyahat etmek, gezip dolaşmak, yol gitmek; geçmek; mak. hareket etmek, gidip gelmek (mil); A.B.D., k.dili hızlı gitmek; i. seyahat etme; çoğ. yolculuk; çoğ. seyahatname; hareket; mak. muntazam hareket; milin hareket mesafesi. travel agency seyahat acentesi. traveling salesman seyahat eden satış elamanı.
 
Çeviri travelled
s. çok seyahat etmiş; seyahati dolayısıyle tecrübe edinmiş; işlek (yol).
 
Çeviri traveller
i. yolcu, seyyah, gezmen; İng. satış elemanı; den. halat üzerinde hareket eden demir halka; üzerinde halkaların hareket ettiği halat veya çubuk. traveler's check seyahat çeki. commercial traveller İng. satış elemanı.
 
Çeviri travelogue
i. bir seyahat hakkında konferans veya filim.
 
Çeviri traverse
s., i., f. aykırı, çapraz; i. kat eden kısım; çapraz kısım; travers; mim. galeri; bölen şey, engel; çapraz çizgi; karşıdan karşıya geçme; geçiş yolu; makina kısmının yana doğru hareket sahası; huk. resmi red; geminin volta seyri; kestirme mesafe; kayanın yüzeyinden enlemesine geçiş; f. bir yandan öbür yana geçirmek veya geçmek; öne arkaya hareket etmek; mil etrafında dönmek; dikkatle incelemek; karşı gelmek; sağa sola çevirmek; huk. iddiayı reddetmek; dönmek. traverse board den. geminin rotasını göstermek için kullanılan delikli tahta, rota bildiricisi. traverse circle ask. topun vaziyetini degiştirirken top tekerleklerinin üzerinde işlediği demir. daire traverse sailing den. volta seyri. traverse survey poligon usulü ölçme. traverse table den. volta cetveli; yüzölçümü işlerinde kullanılan bir çeşit cetvel; d.y. lokomotifi bir hattan paralel başka bir hatta yanlarmasına nakleden sürgü.
 
Çeviri travertine
i. travertin, ırmaklardaki kireçli su birikintisinden hasıl olan açık sarı renkli sünger gibi kaya, bir çeşit kireç taşı, pamuktaş.
 
Çeviri travesty
f., i. gülünç etmek maksadı ile taklit etmek; hicvetmek; i. gülünç surette taklit veya tebdil, alay, hiciv, karikatür. travesty of justice adaleti küçültücü olay, adli haksızlık, adaletsizlik.
 
Çeviri trawl
f., i. tarak ağı ile balık tutmak; torba şeklinde ağ ile deniz dibini taramak; i. kayık arkasından çekilen çok çengelli olta; deniz dibini taramaya mahsus torba şeklinde ağ. trawler i. torba şeklinde ağ ile ballk tutmak için kullanılan gemi; bu şekilde balık tutan balıkçı.
 
Çeviri tray
i. tepsi, sini; tabla; sandık bölmesi.
 
Çeviri treacherous
s. hain, haince; güvenilmez, emniyet olunamaz; arkadan vuran; korkulur, tehlikeli. treacherously z. haince davranarak. treacherousness i. hainlik.
 
Çeviri treachery
i. vefasızlık, hainlik, ihanet.
 
Çeviri treacle
i., İng. şeker pekmezi; (eski) tiryak, panzehir.
 
Çeviri tread
f. (trod, trodden) i. ayak basmak; yürümek; ayak altında çiğnemek, ayakla ezmek; dans figürü yapmak; çiftleşmek (erkek kuş); i. ayak basışı; yürüyüş; merdiven basamağının döşeme tahtası; tekerleğin veya ayakkabının yere temas eden kısmı, lastik tırtıl; yumurtada iç göbek. tread down ayak altında çiğnemek. tread on üstüne basmak, çiğnemek. tread on air sevinçten kendini havada uçar gibi hissetmek. tread on eggs ziyadesiyle ö1çü1ü davranmak. tread on one's toes birinin hislerini incitmek; başkasının hakkına tecavüz etmek. tread out ayakla ezip özünü çıkarmak. tread the boards, tread the stage aktörlük yapmak, piyeste oynamak. tread under foot ayak altında çiğnemek. tread on one's heels peşine düşmek, yakından takip etmek. tread water el ve ayakların hafif hareketleriyle su içinde dik durmak.
 
Çeviri treadle
i., f. pedal, ayaklık, basarık; f basarık ile makina işletmek.
 
Çeviri treadmill
i. ayak değirmeni; sıkıcı ve monoton iş.
 
Çeviri treadwheel
i. ayak deiğrmeninde ayakla döndürülen tekerlek.
 
Çeviri treaon
i. hıyanet, hainlik; devlete karşı hainlik. high treason hükümdara karşı hıyanet.
 
Çeviri treaonable
s. devlete hıyanet kabilinden. treasonableness i. hıyanet. treasonably z. haince.
 
Çeviri treasure
i., f. hazine, para hazinesi; biriktirilmiş şey; değerli şey; f. hazine yığmak, para biriktirmek; çok kıymetli tutmak. treasure city hazinenin bulunduğu şehir; erzak depoları ve mağazalar şehri. treasure house hazine dairesi. treasure hunt saklanmış bir şeyi bulma oyunu. treasure up aklında tutmak.
 
Çeviri treasurer
i. haznedar, veznedar, kesedar. treasurership i. haznedarlık, veznedarlık.
 
Çeviri treasuretrove
i. meydana çıkarılan sahipsiz define.
 
Çeviri treasury
i. hazine; maliye dairesi; maliye vekâleti; bilgi hazinesi (kitap); büyük antoloji. treasury bill kısa vadeli hazine bonosu. treasury note A.B.D. hazinenin çıkardığı kâğıt para. treasury stock bir kumpanyanın kendi kasasında kalan hisse senetleri. treasury warrant maliye senedi.
 
Çeviri treat
f., i. davranmak, muamele etmek; kimyevi bir tesire maruz bırakmak; tahlil etmek; tedavi etmek; konu etmek; işlemden geçirmek; ikram etmek; anlaşma koşullarını görüşmek; i. zevk, zevk veren şey; ikram. treat of bahsetmek. treat some thing as a joke işi şakaya vurmak. treat something seriously işi ciddiye almak. treat with müzakereye girişmek; birine ikram etmek. I treated myself to a new dress Paraya kıyıp kendime yeni bir elbise aldım.
 
Çeviri treatise
i. bilimsel inceleme, tez.
 
Çeviri treatment
i. muamele, davranlş, birine yapılan muamele; tedavi; ele alış tarzı.
 
Çeviri treaty
i. antlaşma, muahede. treaty port özel bir antlaşma şartı ile eskiden ecnebilere açık olan liman. treaty terms antlaşma şartları.
 
Çeviri trebizond
i. Trabzon.
 
Çeviri treble
s., i., f. üç misli, üç kat; müz. tiz; en tiz sese ait; i., müz. soprano ses; soprano sesli çalgı veya kimse; f. üç kat etmek, üç misli artırmak. treble clef müz. sol anahtarı trebly z. üç misli.
 
Çeviri trebuchet , trebucket
i. mancınık; hassas terazi.
 
Çeviri trecento
i. on dördüncü yüzyıl (İtalyan sanat veya edebiyatı bakımından).
 
Çeviri tree
i., f. ağaç; eski darağacı, çarmıh; f. ağaca çıkarmak; k.dili çıkmaza sokmak; korkudan ağaca sığınmaya mecbur etmek. tree creeper orman tırmaşık kuşu, zool. Certhia. tree fern ağaç gibi büyüyen eğreltiotu. tree frog, tree toad ağaç kurbağası. tree medick. an otu, bot. Medicago arborea. tree moss ağaç yosunu. tree of life ömür ağacı, Tuba ağacı. tree pipit incirkuşu, incir delen, zool. Anthus trivialis tree surgery hasta ağaçlanrı kısmen kesilip temizlenmesi. family tree aile şeceresi. up a tree çıkmaza girmiş, şaşkın halde.
 
Çeviri treenail
i. agaç ,çivi, kavela.
 
Çeviri trefoil
i. yonca; mim. binalarda yonca şeklinde süs. bird'sfoot trefoil gazel boynuzu, bot. Lotus corniculatus; söküotu, bot. Ornithopus Iesser. yellow trefoil ufak yonca, bot. Trifolium procumbens. marsh trefoil su yoncası, bot. Menyanthes trifoliata. moon trefoil an otu. white trefoil üçleme yonca, bot. Trifolium repens.
 
Çeviri trehala
i. bazı böcek kozalarında bulunan şekerli ifrazat.
 
Çeviri trek
f. (-ked, -king) i. yük arabası çekmek; Güney Afrika'da öküz arabası ile göç etmek, hicret etmek; güçlükle gitmek; i. öküz arabası ile hicret veya seyahat; bir günlük menzil.
 
Çeviri trellis
i., f. bahçede veya evin dış tarafında bulunan kafes işi; f. kafes işi yapmak; dallarını kafese sarmak.
 
Çeviri tremble
f., i. titremek; ürpermek; i. titreme; ürperme. tremble for üzerine titremek, endişede olmak. tremblingly z. titreyerek.
 
Çeviri tremendous
s. heybetli; çok büyük, kocaman, gayet iri; k.dili çok iyi, şahane. tremendously z. çok. tremendousness i. heybetli oluş.
 
Çeviri tremolo
i., müz. ses veya çalgıda titreklik, çırpıntı; orgda titrek ses çıkaran jödorg.
 
Çeviri tremor
i. titreme; ürperme; sarsıntı.
 
Çeviri tremulant, lent
s. titrek, titreyen.
 
Çeviri tremulous
s. titrek, ihtizazlı; ürkek, korkak. tremulously z. titreyerek. tremulousness i. titreklik.
 
Çeviri trench
f., i. içine veya etrafına hendek veya siper kazmak; kirizma yapmak; siper kazmak; tecavüz etmek; i. çukur, hendek; siper. trench coat trençkot. trench foot soğuktan ve rutubetten hâsıl olup kangrene yol açan ayak rahatsızlığı. trench mouth tıb. toprak basilinden meydana gelen ağız hastalığı. trench on tecavüz etmek; yakın gelmek. trench warfare siper harbi.
 
Çeviri trenchant
s. keskin; acı, şiddetli, ezici, tesirli, kuvvetli. trenchancy i. keskinlik; tesirli olma trenchantly z. keskin olarak; tesirli bir şekilde.
 
Çeviri trencher
i. eskiden sofrada kullanılan tahta tabak.
 
Çeviri trencherman
i. iştahı yerinde kimse.
 
Çeviri trend
f., i. yönelmek, meyletmek, temayül etmek; i. temayül, meyil, eğilim; yön. trendy s. en son modayı izleyen.
 
Çeviri trepan
i., f. (-ned, -ning) tıb. kafatasını delmeye mahsus yuvarlak cerrah testeresi; kuyu delme burgusu; f. cerrah testeresi ile kafatasını delmek; mak. burgu ile delik açmak.
 
Çeviri trepang
i., zool. bir çeşit denizhıyarı.
 
Çeviri trephine
i., f., tıb. yuvarlak cerrah testeresi; f. bu testere ile delmek.
 
Çeviri trepidation
i. titreme; ürperme; korku, dehşet.
 
Çeviri trespass
f., i. tecavüz etmek; başkasının mülküne haksız olarak ayak basmak, hududu geçmek; ihla1 etmek; bozmak; günah işlemek; i. başkasının hakkına tecavüz; kanuna karşı gelme; günah, suç. No trespassing. Geçilmez. Girilmez.
 
Çeviri tress
i. saç lülesi, belik, bukle; uzun saç; saça benzer örgü. tressed s. örgülü, lüle 1ü1e.
 
Çeviri trestle
i. masa ayaklığı, sehpa; sehpa köprü. trestle table sehpa üzerine kurulmuş masa. trestlework i.sehpa (köprü), iskele işi.
 
Çeviri trey
i.iskambil veya zar üçlüsü.
 
Çeviri tri-
(önek) üç, üç misli.
 
Çeviri triable
s. tecrübe olunur, denenmesi mümkün; davası görülebilen.
 
Çeviri triad
i. üçlü takım; müz. bilhassa birinci ile üçüncü ve beşinci notalardan ibaret uçlük akort, triade; kim. üç değerli atom.
 
Çeviri trial
i., huk. davanın görülmesi, muhakeme, duruşma, yargılama; tecrübe, deneme, bakma, imtihan; tecrübe olunma, denenme; imtihan kabilinden olan felaket veya keder. trial and error çeşitli yolları deneme; deneyerek. trial balance muhasebede zimmet ve matlup yekunlarının mukayesesi, mizan. trial balloon halkın tepkisini öğrenmek için bir plan hakkında verilen önhaber. trial by jury jüri heyeti tarafından muhakeme olunma. trial jury bir davada son kararı veren on iki kişilik jüri heyeti. trial trip yelkenli gemi veya vapurun tecrübe seferi; tecrübe, deneme. be on trial yargılanmak, muhakemesi olmak; tecrübe edilmek, denenmek. He is a trial to his mother. Annesi için bir baş belâsıdır.
 
Çeviri triangle
i. üç köşeli şekil, üçgen; gönye; üçlü grup; müz. üçköşe, triangel. the eternal triangle rakip aşk.
 
Çeviri triangular
s. üç köşeli, üçgen şeklindeki. triangularity i. üçlülük. triangularly z. üç köşeli olarak.
 
Çeviri triangulate
s., f. üçgenlerle bölünmüş; üçgen; f. üçgen yapmak; üçgenlere bölmek; nirengi yapmak.
 
Çeviri triangulation
i. nirengi.
 
Çeviri triassic
s. i. jeol. Jura devrinden evvel gelen. Trias devrine ait; i. Triasik devir.
 
Çeviri triatic stay
den. direk kulumbirleri arasındaki ıstralya, karanfil.
 
Çeviri tribal
s. kabileye ait. tribalism i. kabile kültürü ve ilişkileri. tribally z. kabile seklinde.
 
Çeviri tribasic
s., kim. üç bazlı.
 
Çeviri tribe
i. kabile, aşiret, oymak, soy, uyruk; aynı sınıftan veya aynı sanattan kimseler, grup; biyolı takım, familya; dişi hayvandan gelen zürriyet. tribes'man i. kabileye mensup fert.
 
Çeviri tribology
i. teknolojide cisimlerin sürtünmelerini inceleyen dal.
 
Çeviri tribrach
i., (şiir) üç kısa heceli vezin parçası.
 
Çeviri tribulation
i. mihnet, musibet; dert, keder, büyük sıkıntı.
 
Çeviri tribunal
i. mahkeme; hakim kürsüsü.
 
Çeviri tribune
i. Roma tarihinde soylulara karşı halkın seçtigi ve halkı koruyan sulh hakimi; halkı savunan kimse. tribunate, tribuneship i. halkl savunan memur makamı. tribunicial, -tial s. bu makama ait.
 
Çeviri tribune
i. kursu, platform, tribun.
 
Çeviri tributary
s., i. vergi veren; tabi olan, bağımlı; vergiye ait, haraç olarak verilen; yardımcı; bir ırmağa karışan (ayak); i. haraca tabi hükümdar veya hükümet; ırmak ayağı; göle dökülen ırmak.
 
Çeviri tribute
i. övme, sitayiş, takdir; hediye: haraç, vergi, baç; haraç verme mecburiyeti.
 
Çeviri trice
f., gen. up (ile) kaldırıp baglamak; hisa etmek.
 
Çeviri trice
i. lahza, an. in a trice bir lahzada, çabucak.
 
Çeviri triceps
i. üç başlı kas
 
Çeviri trichiasis
i., tıb. kirpiklerin içe doğru dönmesi; idrarda ipliksi elyaf görülmesi, trikiyazis.
 
Çeviri trichina
i. (çoğ. -nae) tıb. trişin. trichinosis i., tıb. trişinoz. trichinous s. trişinli; trişinozlu.
 
Çeviri tricho-
(önek) saç, kıl
 
Çeviri trichome
i. bitki kabuğunun iç zarından çıkan şey (kıl).
 
Çeviri trichosis
i., tıb. saç hastalığı.
 
Çeviri trichotomy
i. üç kısma bölünme; insan tabiatının beden, ruh ve can olarak üç kısma ayrılması. trichotomous s. üç kısma ayrılmış.
 
Çeviri trichrome , trichromic, trichromatic
s. üç renkten ibaret, üç renkli.
 
Çeviri trick
i., f. hile, oyun, desise, dolap, şey tanlık; marifet, ustalık; hokkabazlık, el çabukluğu; adet; garip taraf; huy, hususiyet; (briç) bir devirde oynanılan kağıtlar; den. nöbet; f. aldatmak, hile yapmak. trick out veya up süslemek. bag of tricks bir sürü yalan ve düzen; eldeki imkânlar. play a trick on oyun oynamak, azizlik etmek. That'll do the trick. O işimizi görür. That child knows a trick or two! O çocuk ne kurnazdır! That cat has been up to her old tricks. O kedi yine marifetini göstermiş. trick'ery i. hile, hilekârlık.
 
Çeviri trickish
s. hile kabilinden, hilekâr; hüner isteyen. trickishly z. hile ile trickishness i. hile, hilekârlık.
 
Çeviri trickle
f., i. damla damla akmak veya akıtmak; azar azar gelmek; i. damlama; damla damla akan şey.
 
Çeviri trickster
i. hilekâr veya düzenbaz kimse.
 
Çeviri tricktrack
i. tavla oyunu.
 
Çeviri tricky
s. hile; ustalık isteyen; becerikli, usta, hünerli. trickily z. hile ile. trickiness i. hile; hüner.
 
Çeviri triclinic
s., fiz. üç ekseni dik olmayan açılarla kesişen (kristal).
 
Çeviri triclinium
i. Romalıların yemek yerken üzerine uzandıkları ve ortadaki masanın üç yanını çevreleyen sedir.
 
Çeviri tricolor
i. üç renkli bayrak; b.h. Fransız bayrağı. tricolored s üç renkli.
 
Çeviri tricorn
i. eskiden giyilen üç kenarı kalkık şapka.
 
Çeviri tricot
i. triko.
 
Çeviri tricuspid
s. üç çatallı (azı diş leri veya kalp kapağl gibi). tricuspid valve anat. üçlü kapacık, triküspid.
 
Çeviri tricycle
i., f. üç tekerlekli velespit; f. üç tekerlekli velespite binmek.
 
Çeviri tridactyl
s. üç parmaklı.
 
Çeviri trident
i., s. üç dişli gladyatör mızrağı; üçlü çatalı olan balık zıpkını; Neptünün sembolü; s. üç çatallı mızrak gibi, üç çatallı.
 
Çeviri tridentate
s. üç dişli, üç çıkıntısı veya ucu olan.
 
Çeviri tridimensional
s. üç boyutlu.
 
Çeviri triecious
bak. trioecious.
 
Çeviri tried
bak. try; s. güvenilir, güvene layık; saf, arıtılmış.
 
Çeviri triennial
s., i. üç senede bir olan, üç sene süren; i. üç senede bir olan veya üç sene süren şey; üçüncü ylldönümü. triennially z. üç senede bir.
 
Çeviri trier
i. tecrübe eden kimse; yargılayan kimse.
 
Çeviri trifacial
s., i., anat., zool. beyinden çıkan beşinci çift sinirlere ait, trigeminusa ait; i. üçüz sinir, trigeminus.
 
Çeviri trifid
s. üçlü çatal; üçe bölünmüş.
 
Çeviri trifle
i., s., f. önemsiz şey; az miktar, cüzi şey; ucuz ve adi süs eşyası; pandispanya ve meyvalardan yapılan bir çeşit tatlı; kalay ve kurşun alaşımı; f. oynamak; boşuna harcamak; boş şeyler konuşmak; oyalamak, oyalanmak; şaka yapmak. trifle with önem vermemek. a trifle biraz. He is not a man to trifle with. O hafiften alınacak bir kimse değildir. Don't trifle with your health. Sıhhatinizle oynamayın.
 
Çeviri trifling
s. ehemmiyetsiz, ufak, cüzi, az; sathi; her şeyi ehemmiyetsiz gibi karşılayan; değersiz, işe yaramaz. triflingness i. ehemmiyetsizlik. triflingly z. önemsiz olarak.
 
Çeviri trifocal
s. (yakın, orta ve uzak mesafeler için) üç ayrı kısmı olan (gözlük). trifocals i. üç kısımlı gözlük.
 
Çeviri trifoliate
s., bot. üç yapraklı, yaprak gibi üç kısmı olan; üç yaprakçığı olan (yaprak); mim. üç yapraklı.
 
Çeviri trifoliolate
s., bot. üç yaprakçığı olan (yaprak).
 
Çeviri trifolium
i., bot. yonca, tirfil.
 
Çeviri triforium
i. (çoğ. -ria) mim. büyük kiliselerin yan galerilerinden biri.
 
Çeviri triformed
s. üç kısımlı, üç şekli olan; üç şekilden ibaret.
 
Çeviri trifurcate , -cated
s. üçlü çatal üç kısma ayrılmış.
 
Çeviri trig
s., f. (-ged, -ging) şık, temiz giyimli; sağlam dayanıklı sıkı; güvenilir; canlı cıvıl cıvıl; f., out veya up (ile) şıklaştırmak; güzelleştirmek.
 
Çeviri trig
i., f. (-ged, -ging) takoz, köstek; f. altına takoz koyarak hareketine mâni olmak; frenlemek.
 
Çeviri trig.
kıs. trigonometry.
 
Çeviri trigeminal
s., i. üçlü; anat., zool. trigeminusa ait; i. trigeminus.
 
Çeviri trigger
i., f. tüfek tetiği; mak. zembereği serbest bırakmaya mahsus cihaz; dürtü; f. başlatmak. trigger man A.B.D., (argo) cinayet işlemeyi üzerine alan gangster. quick on the trigger eli tetikte; hazırcevap, kafası çabuk işler.
 
Çeviri triggerfish
i. çotira zool. Balistes capriscus.
 
Çeviri triggerhappy
s., A.B.D., (argo) önemsiz sebeplerle silah kullanan.
 
Çeviri triglyph
i. Yunan mimarisinde Dorik frizlerde fasıla ile sıralanan düşey üç yivli taş levha, triglif. triglyph'ic(al) s. böyle levhaya ait.
 
Çeviri trigon
i. Zodyak'ın dörtte biri; üç köşeli bir çeşit çenk.
 
Çeviri trigonal
s. üç köşeli; kristalde üç katmerli simetriye ait.
 
Çeviri trigonometry
i. trigonometri. trigonomet'ric(al) s. trigonometriye ait. trigonomet'rically z. trigonometrik olarak.
 
Çeviri trigraph
i. tek ses çıkaran üç harf.
 
Çeviri trihedral
s. üç yüzlü, üç yanlı, tek noktada birleşen üç yüzlü (cisim), trihedron. i, geom. bir noktada birleşen üç düzlemden husule gelen sekil.
 
Çeviri trijugate , gous
s., bot. üç çift yaprakçığı olan.
 
Çeviri trilateral
s. üç yanlı, üç kenarlı, üç yönlü.
 
Çeviri trilinear
s. üç hattan ibaret, üç hatta ait.
 
Çeviri trilingual
s. üç dilde ifade olunan; uç dil konuşan, üç dilli.
 
Çeviri triliteral
s., i. üç harften ibaret (kelime).
 
Çeviri trill
f., i. sesi titremek veya titretmek; titrek ses ile söylemek veya terennüm etmek; i. sesin titremesi; müz. titrek ses; ''r'' sesinin titretilerek söylenmesi.
 
Çeviri trillion
i. ingiliz sistemine göre 18. sıfırlı, Amerikan ve Fransız sistemine göre 12 sıfırlı rakam, trilyon.
 
Çeviri trillium
i. bir çiçek etrafında uç yaprağı olan fidan, trilyum.
 
Çeviri trilobate
s. üç loplu, üç kısımlı.
 
Çeviri trilobite
i. bedeninde üç bölme bulunan ve şimdi soyları tükenmiş olan deniz böcekleri takımından bir hayvan.
 
Çeviri trilocular
s. üç gözlü, üç hücreli.
 
Çeviri trilogy
i. üçlü eser, triloji.
 
Çeviri trim
s. (-mer, -mest), f. (-med, -ming), i. temiz ve yakışıklı, biçimli, şık; f. budamak, kırkmak, kesip düzeltmek; süslemek; temizleyip nizama koymak; den. yükü düzgün istif ederek gemiyi denk etmek; yelkenleri rüzgâra göre düzeltmek; hav ayar etmek; k.dili yenmek, bozmak; aldatmak; azarlamak; den. denk olmak; iki parti arasında her ikisine de taraftar görünmek; i. nizam intizam; hal, vaziyet; süs; artık; den. geminin dengi; kıyafet, kılık; mim .binanın iç tarafında bulunan süve gibi hafif tahtalar. trim by the bow den. gemiyi başı kıçından daha fazla suya batacak şekilde denkleştirmek. trim one's sails ayağını denk almak. in good trim iyi halde veya vaziyette; denk, oranlı (gemi). out of trim fena vaziyette; idmansız; dengi bozuk (gemi, uçak) trim'ly z. biçimli olarak. trim'ness i. biçimli oluş.
 
Çeviri trimerous
s. birbirine benzer üç kısmı olan; bot. üç klsımlı (çiçek); biyol. üç eklemli.
 
Çeviri trimester
i. üç aylık müddet.
 
Çeviri trimeter
s., i. üç cüz (tef'ile)den. ibaret (mısra).
 
Çeviri trimmer
i. süsleyen kimse, düzenleyici kimse; yağcı, dalkavuk; bir çeşit yapı kirişi.
 
Çeviri trimming
i süsleme; süsleyici şey; garnitür; çoğ. kırpıntı; k.dili mağlubiyet, dayak.
 
Çeviri trimonthly
üç ayda bir (olan).
 
Çeviri trimorphism
i., biyol. aynı türde üç şeklin bulunması. trimorphic, trimorphous s. üç şekilli.
 
Çeviri trine
s., i. üç kat uçlü, üç kere yapılan; i. üçlü takım; b.h. teslis.
 
Çeviri trinidad and tobago
Trinidad ve Tobago.
 
Çeviri trinitarian
s., i. teslis prensibine ait; i. teslis prensibine inanan kimse. Trinitarianism i. teslis prensibini kabul eden mezhep.
 
Çeviri trinitrotoluene , trinitrotoluol
i. nitrat ile toluenden mürekkep kuvvetli bir patlayıcı madde, kıs. T.N.T.
 
Çeviri trinity
i. üçlü, üçlü birlik; b.h., ilah teslis; teslisi temsil eden simge.
 
Çeviri trinket
i. yüzük veya duğme gibi ufak sus; kıymetsiz şey, oyuncak, biblo.
 
Çeviri trinodal
s., bot. üç düğüm veya eklemi olan.
 
Çeviri trinomial
s., i., mat. üç terimli; biyol. üç kelimeli ismi olan, i., mat + veya işaretiyle birleşmiş üç terimli ifade; biyol. üç kelimeli isim.
 
Çeviri trio
i. üçlü takım; müz. üç1ü, triyo.
 
Çeviri trioecious,triecious
s., bot. aynı türün değişik bitkilerinde erkek ile dişi ve hünsa çiçekleri olan.
 
Çeviri triolet
i. bir çeşit sekiz mısralı şiir kıtası.
 
Çeviri trioxida
i., kim. içinde üç oksijen atomu bulunan oksit.
 
Çeviri trip
i. kısa seyahat veya yolculuk; tur; sürçme, çelme, ayak takılması; seğirtme; mak. kastanyola, durdurucu tertibat; hata, yanlış; (argo) uyuşturucu madde kullanma ve bunun tesiri. trip hammer otomatik demir çekici. round trip gidiş dönüş. take a trip seyahat etmek; (argo) uyuşturucu madde kullanmak.
 
Çeviri trip
f. (-ped, -ping) sürçmek, çelmek, selme takmak; hafif hafif veya sekerek yürümek, sekmek, sıçramak, seğirtmek; yanılmak, hata yapmak; mak. açılmak, çözülmek, boşalmak, engeli kaldırıp serbest bırakmak, harekete geçirmek; nad. yolculuk etmek; hatasını ortaya çıkarmak; (eski) havada gezer gibi dans etmek; den. dipten ayırmak; (argo) uyuşturucu madde tesirinde olmak. trip up çelme takmak; yalanını yakalamak trip the light fantastic dans etmek.
 
Çeviri tripartite
s. üç kısma ayrılmış; üç kısımdan veya kopyadan ibaret; üç taraf arasında yapılmış. triparti'tion i. üç parçaya bölünme.
 
Çeviri tripe
i. işkembe; k.dili saçma, manasız veya değersiz şey.
 
Çeviri tripetalous
s., bot. çiçeği üç yapraklı.
 
Çeviri triphase
s., elek üç fazlı.
 
Çeviri triphthong
i. bir hecede birleşmiş üç ünlü. triphthon'gal s. bir ses çıkaran birleşik üç ünlü kabilinden.
 
Çeviri tripinnate
s., bot. üç dereceli tüysü.
 
Çeviri triplane
i. üst üste üç kanatlı uçak.
 
Çeviri triple
s., f., i. üç kat, üç misli, üçlü; f. üç misli yapmak veya olmak; i., beysbol üç kalelik bir top vuruşu. Triple Alliance. Üçler ittifakı. tripleexpansion engine üç genişlemeli makina. triple measure, triple time müz. üç vurgulu tempo. triple threat A.B.D., k.dili üç sahada hünerli kimse.
 
Çeviri triplet
i. üç şeyden ibaret takım; (şiir) üç mısralı kafiyeli şiir parçası; müz. triolet, üçlem; üçüzlerden biri.
 
Çeviri triplex
s., i. üç kısımdan mürekkep, üç kat; i. üç daireli ev.
 
Çeviri triplicate
f. üç kat etmek; üç kopyasını çıkarmak. triplica'tion i. üç kat etme veya olma.
 
Çeviri triplicate
s., i. üç kat, üç misli;üç kopyadan ibaret; i. üçlü kopya; aynı cinsten üç şey. in triplicate üç kopya olarak.
 
Çeviri triplicity
i üç kat veya üç misli olma; üçlü takım.
 
Çeviri tripod
i. üç ayaklı sehpa; fotoğraf sehpası. tripodal s. sehpaya benzer.
 
Çeviri tripoli
i. Trablusgarp; Trablusşam; k.h. Trablus taşı, cilâ için kullanılan alçıtaşı.
 
Çeviri tripolitania
i. Trablusgarp ülkesi.
 
Çeviri tripos
i. Cambridge üniversitesinde şeref payesi imtihanı.
 
Çeviri tripper
i. seyahat eden kimse; İng., k.dili turist; mak. kastanyola.
 
Çeviri tripping
s., i. çevik, kıvrak; hafif adımlarla yürüyen; i. hafif ve çevik adımlarla yürüme; hafif bir dans. trippingly z. sekerek.
 
Çeviri triptane
i., kim. triptan.
 
Çeviri triptych
i. üç kanatlı resim; üç kere katlanan yazı levhası.
 
Çeviri triquetrous
s. üç taraflı, üç köşeli.
 
Çeviri trireme
i. üç sıra kürekleri olan eski savaş gemisi, kadırga.
 
Çeviri trisect
f. üç kısma bölmek; geom. üç eşit kısma ayırmak. trisec'tion i., geom. üç eşit kısma ayırma.
 
Çeviri triserial
s. üç sıra olarak tertip edilmiş.
 
Çeviri trismus
i., tıb. cene kilitlenmesi. trismic s. çene kilitlenmesi ile ilgili.
 
Çeviri trispermous
s, bot. üç tohumlu.
 
Çeviri triste
s., Fr. kederli, acıklı.
 
Çeviri tristesse
i., Fr. keder.
 
Çeviri tristful
s, eski kederli üzüntülü. tristfully z. kederle.
 
Çeviri tristichous
s. üç satırlı.
 
Çeviri tristylous
s., bot. üç stilli.
 
Çeviri trisyllable
i. üç heceli kelime. trisyllab'ic s. üç heceden ibaret.
 
Çeviri trite
s. herkesçe bilinen, basmakalıp, malum; adi; bayatlamış, eskimiş. trite'ly z. adi bir şekilde. triteness i adilik.
 
Çeviri tritheism
i. üç uknumun üç ayrı tanrı olduğuna dair itikat. tritheist i. böyle bir inancl olan kimse. tritheis'tic(al) s. bu itikat kabilinden.
 
Çeviri triton
i., Yu. mit. yarısı adam yarısı balık olan deniz mabudu; k.h., zool. boru şeklinde bir çeşit deniz salyangozu veya bunun kabuğu.
 
Çeviri triturate
f., i. ezip toz etmek, öğütmek; dövmek; i. ezilip toz haline getirilmiş madde. triturable s. ezilip toz haline getirilir. tritura'tion i. ince öğütme, toz halinde ezme; toz haline getirilmiş madde.
 
Çeviri triumph
i., f. zafer alayı; zafer, başarı, muvaffakiyet, galebe; zafer sevinci; f. zafer kazanmak muzaffer olmak, galip gelmek, yenmek; iftihar etmek, övünmek; zafer merasimi yapmak.
 
Çeviri triumphal
s. zafere ait, zafer kabilinden. triumphal arch zafer takı. triumphal column zafer abidesi, zafer sütunu.
 
Çeviri triumphant
s. muzaffer, galip; iftihar eden; zaterli; övünen. triumphantly z. muzafferane.
 
Çeviri triumvir
i. (çoğ. -virs, -viri) en yüksek hükümet mevkiini eşit olarak elde tutan üç devlet başkanından biri. triumvirate i. üç kişinin bir arada devlet başkanı olması, triumvirlik; üçler grubu.
 
Çeviri triune
s., ilah. birde üç olan (teslis için). triu'nity i. birde üç olma.
 
Çeviri trivalent
s., kim. üç değerli.
 
Çeviri trivet
i. sofrada sıcak tabak altına konulan ayaklı madeni tepsi nihale; ayakı destek.
 
Çeviri trivia
i., çoğ. değersiz şeyler.
 
Çeviri trivial
s. saçma, abes; cüzi, önemsiz, ehemmiyetsiz. trivial'ity, trivialness i. saçmalık, ehemmiyetsizlik. trivially z. önemsiz olarak.
 
Çeviri trivium
i. ortaçağ üniversitelerinde ilk dört seneyi teşkil eden dilbilgisi ile belâgat ve mantık.
 
Çeviri triweekly
z., s. üç haftada bir veya haftada üç kere (olan veya çıkan).
 
Çeviri trix
(sonek) (or ekiyle biten bazı isimlerin dişil sekli: aviatrix, executrix)
 
Çeviri trocar, trochar
i., tıb. vücudun su toplamış yerinden sıvıyı çekmeye mahsus cerrah aleti, trokar.
 
Çeviri trochaic
s, i. biri uzun ve biri kısa iki heceli şiir vezni çeşidinden; i. böyle vezin veya mısra.
 
Çeviri trochal
s. tekerleğe benzer.
 
Çeviri trochanter
i., anat. uyluk kemiğinin kalçada olan yumru başı, trokanter, trohanter; zool. böcek bacağının ikinci mafsalı.
 
Çeviri trochar
bak. trocar.
 
Çeviri troche
i. yuvarlak ve yassı hap.
 
Çeviri trochee
i., (siir) biri uzun ve biri kısa iki heceli vezin.
 
Çeviri trochilus
i. (çoğ. -li) bir çeşit yağmurkuşu; bir çeşit ötleğen.
 
Çeviri trochlea
i., anat. makara, troklea. troclear s. troklea ile ilgili.
 
Çeviri trochoid
i., geom. tekerlenme eğrisi, yuvarlanma eğrisi: anat. döner eklem. trochoi'dal s. tekerlek gibi. trochoi'dally z. tekerlek gibi dönerek.
 
Çeviri trod, trodden
bak. tread.
 
Çeviri troglodyte
i. mağarada oturan kimse; köşeye çekilmiş veya münzevi kimse; zool. insana benzer maymun.
 
Çeviri troika
i. Rusya'da kullanılan yan yana koşulmuş üç atlı kızak veya araba; üçlü yönetim.
 
Çeviri trojan
s., i. Truva şehrine veya ahalisine ait; i. Truvalı. Trojan horse Truva atı. Trojan War Truva savaşçı. like a Trojan çok çahşkan; yiğit ve cesur.
 
Çeviri troll
f., i. su içinde olta sürükleyerek balık tutmak; birbirini takip eden birkaç sesle şarkı söylemek; yüksek sesle veya serbestçe şarkı okumak; döndürmek; i. bir işi tekrar tekrar yapma; birbirini takip eden seslerle söylenen sarkı, nakarat, tekrar; olta iğnesine yakın takılıp fırıldak gibi dönen yem.
 
Çeviri troll
i. magaralarda veya tepelerde bulunduğu farzolunan dev veya cüce.
 
Çeviri trolley
i. tramvay, tramvay arabası; tramvay arabasına elektrik cereyanı veren kol; yük boşaltmak için gövdesi kaldırılıp indirilen araba; asma yük arabası. trolley bus troleybüs. trolley car tramvay arabası. trolley man i. vatman veya tramvay biletçisi. trolley pole arş. off its trolley arştan çıkmış, boynuzları çıkmış. off his trolley kdili. kafadan çatlak.
 
Çeviri trollop
i. pasaklı kadın; fahişe orospu.
 
Çeviri trombone
i., müz. trombon.
 
Çeviri trommel
i., mad. silindir şeklinde döner kalbur.
 
Çeviri trompe
i., mad. demirci ocağına hava cereyanı veren bir cihaz.
 
Çeviri trompel'oeil
Fr., güz. san. göz aldatıcı olduğu kadar hakikate uyan yağlı boya resim.
 
Çeviri troop
i., f. küme, sürü; bölük, tabur, alay; cemaat, güruh: gen. çoğ. asker; süvari bölüğü; f. sürü halinde toplanmak; ileri yürüyüşü yapmak; küme veya sürü halinde toplamak. troop away yürüyüş yapmak, ilerlemek, gitmek. troop carrier asker taşıyıcı uçak veya zırhlı araba. troop off gitmek, gidivermek. troop the colors İngiltere'de asker safları önünde bayrak ile bando geçirme merasimi yapmak.
 
Çeviri trooper
i. süvari askeri veya atlı; asker gemisi; atlı polis; il jandarması. swear like a trooper çok ağır sözlerle sövüp saymak, ağzını bozmak.
 
Çeviri troopship
i. asker gemisi.
 
Çeviri tropaeolum
i., bot. bir çeşit Latin çiçeği.
 
Çeviri trope
i, kon san mecaz, kinaye; metne ilave .
 
Çeviri trophic
s., biyol. besinsel.
 
Çeviri tropho-
(önek) beslenmeye ait.
 
Çeviri trophy
i. hatıra, andaç, yadigâr, bergüzar; kupa; ganimet; mim. bir silâh takımını gösteren bina süsü.
 
Çeviri tropic
i., s., coğr. dönence, tropika; çoğ. tropikal kuşak; s. tropikal. Tropic of Cancer Yengeç dönencesi. Tropic of Capricorn. Oğlak dönencesi. tropical s. tropikal; mecazi, kinaye kabilinden.
 
Çeviri tropism
i, biyol dogrulum
 
Çeviri tropolouy
i. konuşma veya yazıda mecaz kullanma; bunun üzerine yazılmış risale.
 
Çeviri troposphere
i. troposfer.
 
Çeviri trot
f.,(-ted, -ting) i. tırıs gitmek; koşmak; hızlı yürümek: i. tırıs: hızlı gidiş, koşuş: k.dili yabancı dil derslerinde gizli olarak kullanılan tercüme kitabı: çoğ. k.dili ishal. trot out k.dili göze girmek için bir şey göstermek. trot'ter i. tırıs giden koşu atı; k.dili paça.
 
Çeviri troth
i. sadakat bağlılık: hakikat, doğruluk: nişanlanma. plight one's troth sadakat yemini etmek.
 
Çeviri trou-del-oup
i., ask . atlı askerlere karşı savunma aracı olarak kullanılan ve ortasına sivri kazık çakılı konik çukur.
 
Çeviri troubadour
i. Fransa ve İtalya'da on bir ile on üçüncü yüzyıllar arasında saz şairi, âşık, ozan.
 
Çeviri trouble
f. rahatsız etmek, tedirgin etmek, zahmet vermek, canını sıkmak; karıştırmak, altüst etmek, bulandırmak: sıkmak: başını ağrıtmak, eziyet vermek; zahmet etmek; üstünde durmak, dikkat etmek; üzülmek, te1aş1anmak. Don't trouble yourself. Zahmete girmeyin. feel (veya) be troubled üzülmek, merak etmek. Her deafness troubles her. Sağırlığı canını sıkıyor. May I trouble you for the salt? Tuzu verebilir misiniz ? Sorry to trouble you. Size zahmet verdiğim için özür dilerim. Size zahmet oldu. The principal can't be troubled with a11 the petty problems. Müdür ufak tefek meselelerle meşgul olamaz.
 
Çeviri trouble
i. zahmet, sıkıntı, üzgü, üzüntü, ıstırap, dert, keder, belâ; sıkıntılı şey, mesele; rahatsızlık, hastalık. ask for trouble. bela aramak, bela satın almak. digestive troubles sindirim bozukluğu, hazlmsızlık. get into trouble belaya çatmak, başı belaya girmek. in trouble başı belada; k.dili evlenmeden gebe kalmış. take trouble zahmete katlanmak, zahmet etmek: dikkat etmek. Trouble in the neighboring country closed the border. Komşu memlekette çıkan karışıklık sınırın kapanmasına sebep oldu. trouble spot sıkıntı veren yer, sık sık arızalanan kısım. What's the trouble? Ne var? Derdin ne? Mesele nedir?
 
Çeviri troubled
s. tedirgin, üzgün: meraklı. troubled waters bulanık sular: düzensizlik, sıkıntı.
 
Çeviri troublemaker
i. mesele çıkaran kimse: baş belası.
 
Çeviri troubleshooter
i. aksaklıkları saptayıp çözümleyen kimse.
 
Çeviri troublesome
s. zahmetli, sıkıntılı, üzgülü, belâlı, üzüntülü; baş belası, musibet, rahat vermez. troublesomely z. zahmetli olarak. troublesomeness i. zahmetlilik.
 
Çeviri troublous
s. karışık, güç, slkıntılı.
 
Çeviri trough
i. tekne, yalak: oluk: iki dalga arasındaki çukur; uçurum. low pressure trough alçak basınçlı dar ve uzun hava sahası.
 
Çeviri trounce
f. dövmek, dayak atmak, cezalandırmak; k.dili yenilgiye uğratmak.
 
Çeviri troupe
i. trup. trou'per i. trup uyesi; tecrübeli oyuncu.
 
Çeviri trousers, trowsers
i., çoğ. pantolon pair of trousers pantolon.
 
Çeviri trousseau
i. gelin eşyası, çeyiz, cihaz.
 
Çeviri trout
i. alabalık, zool. Salmo. brook trout dere alabalığı, zool. Salmo fontinalis. lake trout göl alası, zool. Salvelinus namaycush, zool. Salmo lacustris. sea trout deniz alası, zool. Salmo trutta.
 
Çeviri trouvere, -veur
i. ortaçağda Fransa'da epik şair.
 
Çeviri trove
i. define, hazine.
 
Çeviri trover
i., huk. zaptolunan bir malı geri almak için açılan dava, istirdat davası.
 
Çeviri trow
f., (eski) zannetmek, sanmak; düşünmek; inanmak
 
Çeviri trowel
i., f. mala, sürgü; fidanları sökmeye veya dikmeye mahsus el küreği; f. mala ile sıvamak, malalamak.
 
Çeviri troy
i. kuyumcuların kullandığı tartı sistemi. troy weight kuyumcu tartısı.
 
Çeviri troy
i. Truva.
 
Çeviri truancy
i. okul kaçkınlığı, dersi asma.
 
Çeviri truant
i., s., f. okul kaçağı; s. kaçak, firari; aylak; f. okul veya vazifeden kaçmak, asmak. truant officer A.B.D. okul kaçakları ile meşgul olan memur.
 
Çeviri truce
i. ateşkes, mütareke anlaşma; ara, fasıla.
 
Çeviri truck
i., f. kamyon, yük arabası; domuz arabası; iki tekerlekli el arabası; ağır yük vagonu; İng tablalı yük vagonu; tekerlekli çerçeve; f. el arabası veya kamyon ile yük taşımak; kamyon kullanmak; A.B.D., (argo) yürümek, gitmek.
 
Çeviri truck
f., i. mübadele etmek, değiş tokuş etmek, trampa etmek takas etmek; i. mübadele, değiş tokuş takas, trampa; k.dili süprüntü, pılı pırtı: önemsiz şeyler; A.B.D. bostanda yetiştirilen meyva ve sebze; k.dili ilişki. truck farm bostan. truck farming bostancılık.
 
Çeviri truckage
i. yük nakletme bedeli; el arabası veya kamyon ile yük taşıma.
 
Çeviri trucking
i. yük arabacılığı: değiş tokuş; bostancılık.
 
Çeviri truckle
f., i., to (ile) kendini alçaltıp tabi olmak, yaltaklanmak; i. ufak tekerlek; leh. açılır kapanır karyolanın altına itilen tekerlekli yatak.
 
Çeviri truckman
i. yük arabacısı, kamyoncu.
 
Çeviri truculent
s. vahşi, haşin ve merhametsiz, gaddar, zalim; insafsız, yıkıcı. truculence, -cy i. vahşilik, haşinlik. truculently z. gaddarca.
 
Çeviri trudge
f., i. zahmetle yürümek, yorgunlukla yürümek; i. zahmetli yürüyüş.
 
Çeviri trudgen
i., trudgen stroke kulaçlama yüzüş.
 
Çeviri true
s., z. f. hakiki sahi, gerçek, doğru; halis, katkısız, som, safi; sadık, samimi, içten; tam, aym; asıl; meşru; z. doğru olarak, hakikaten, gerçekten; doğru; f. doğrultmak, düzeltmek, tam şeklini vermek. true bill muhakeme lüzumu kararı. true-false test doğru', veya yanlış diye cevaplandırılan test. true horizon deniz yüzeyi ile paralel olan hakiki ufuk. come true doğru çıkmak, gerçekleşmek. in true doğru işleyen, merkeze uygun.
 
Çeviri trueblue
i. sadakat belirtisi sayılan mavi renk.
 
Çeviri trueblue
s. pek sadık, sözünün eri.
 
Çeviri trueborn
s. doğuştan, hakiki.
 
Çeviri truehearted
s. sadık, hakikatlı.
 
Çeviri truelove
i. sevgili.
 
Çeviri truffle
i. domalan, yermantarı, bot. Tuber; domuz ağırşağı.
 
Çeviri truism
i. herkesçe bilinen hakikat, bellilik, apaçıklık, doğruluğu kabul edilmiş önerme.
 
Çeviri trull
i. eski pasaklı kadın; fahişe, orospu.
 
Çeviri truly
z. hakikaten, gerçekten, doğrulukla, sadakatle, samimiyetle; tamamen, doğru olarak; kanunen.
 
Çeviri trump
i., (şiir) boru; boru sesi.
 
Çeviri trump
i., f. koz; k.dili iyi adam: f. koz oynamak: koz oynayarak almak. trump card koz. trump up uydurmak, icat etmek. play one,s trump card kozunu oynamak.
 
Çeviri trumpery
i. gösterişli fakat değersiz şey, kıymetsiz süs; saçma: hile.
 
Çeviri trumpet
i., f., müz. boru, çalgı borusu; borazan; boru sesi; f. boru çalarak ilân etmek; ilan etmek, yaymak; boru gibi ses çıkarmak. trumpet call boru sesi ile çağırma. trumpet creeper borulu hanımeli, bot. Campsis radicans. a flourish of trumpets boru sesleri. blow one's own trumpet kendi borusunu çalmak, kendi kendinin reklamını yapmak, övünmek. ear trumpet kulak borusu. speakin'g trumpet ağız borusu, megafon.
 
Çeviri trumpeter
i. boru çalan kimse, borazan; ilan eden kimse, tellâl. trumpeter swan borazan kuşu, zool. Psophidae.
 
Çeviri truncate
f., s.ucunu veya tepesini kesmek; s. tepesi kesik; bot. tepesi kesik gibi (yaprak), güdük. truncated s. kesik yassı. truncated pyramid keisk piramid. truncation i. ucunu veya tepesini kesme; kesik şey.
 
Çeviri truncheon
i., f. kısa ve kalın sopa, çomak, matrak; asa; İng. cop; f. sopa ile dövmek, coplamak.
 
Çeviri trundle
i., f. ufak tekerlek; tekerlek sesi; f. domuz arabası ile taşımak; yuvarlamak (çember). trundle bed açılır kapanır karyolanın altına itilebilen tekerlekli yatak.
 
Çeviri trunk
i., s. gövde, beden; sandık; otomobil bagajı; ana hat; zool. hortum: madeni veya ağaç oluk veya künk; den. yolcu kamarasının güverteden yüksek kısmı, mezarna; çoğ. erkek mayosu; mim. sütun bedeni; s. demiryolu veya telgraf ana hattına ait. trunk call şehirlerarası telefon. trunk engine pistonu boru şeklinde olan istim makinası. trunk hose eski zamanlarda giyilen bir çeşit şalvar. trunk line demir yolu veya telgraf ana hattı. trunk nail iri ve süslü başlı çivi. trunk road ana yol. trunk room sandık odası.
 
Çeviri trunnion
i. top muylusu.
 
Çeviri truss
i., f. fıtık bağı, kasık bağı; kiriş, destek, makas, dayak, üçgenlerden oluşan takviye iskeleti; kuru ot veya saman demeti; bağlam, demet; den. büyük serenin orta yerini direğe bağlayan demir çember; f. tavuğu pişirmeden önce kanadını kırıp bağlamak; destek koymak; sıkıca bağlamak. truss bridge makas kirişleriyle desteklenen köprü. truss up bağlamak, iple bağlamak. truss'ing i. üçgenli takviye sistemi.
 
Çeviri trust
i., f. itimat, güven, emniyet; tevekkül; ümit; güvenilen şahıs veya şey; emanet; kredi; mutemetlik; tröst; f. güvenmek itimat etmek emniyet etmek: güvenerek vermek, teslim etmek, emanet etmek: inanmak: tevekkül etmek; kredi vermek. trust company tröst şirketi. trust deed huk. vekâletname. trust fund tesis parası, vakıf para. Trust Territory Birleşmiş Milletler adına büyük bir memleket tarafından idare edilen bölge, manda altındaki bölge. in trust himayesinde, gözetiminde. on trust güvenle, emniyetle. trust in güvenmek. trust to -e dayanmak; itimat etmek; emanet etmek. trust with emanet etmek, teslim etmek. trustingly z. itimatla, güvenerek. trust'less s. güvenilmez, yalan. We'll see you soon, we trust. İnşallah yakında görüşürüz.
 
Çeviri trustbuster
i., A.B.D. k.dili tröstü bozmaya çalışan kimse.
 
Çeviri trustee
i., f. vekil, mutemet, yeddiemin, mütevelli; f. mutemede mal teslim etmek. trusteeship i. vekillik; Birleşmiş Milletler adına bir bölgenin idaresi.
 
Çeviri trustful
s. güvenen, itimat kabilinden, çabuk inanılır. trustfully z. güvenle. trustfulness i. güvençlilik.
 
Çeviri trustworthy
s. itimada lâyık, güvenilir. trustworthiness i. güvenilirlik.
 
Çeviri trusty
s., i. güvenilir, sadık, emin; i. güvenilir kimse; güven uyandırdığından dolayı kendisine bazı özel haklar tanınan mahpus. trustily z. güvenilir surette. trustiness i. güvenilir hal.
 
Çeviri truth
i. hakikat, gerçeklik, gerçek, doğruluk, sıhhat; hak; sadakat, içten bağlılık, samimiyet, vefa; aslına uygunluk, hakikilik; dürüstlük. gospel truth mutlak hakikat. in truth hakikaten, gerçekten. of a truth gerçekten, filvaki.
 
Çeviri truthful
s. doğru sözlü, doğru, samimi; gerçek. truthfully z. doğru olarak; hakikaten, gerçekten. truthfulness i. doğruluk, gerçeklik.
 
Çeviri truthless
s. gerçeksiz hakikatsiz; yalancı.
 
Çeviri try
f., i. uğraşmak, çalışmak; teşebbüs etmek, kalkışmak; denemek, tecrübe etmek, imtihan etmek, sınamak; araştırmak, teftiş etmek, tetkik etmek, tahkik etmek; huk. yargılamak, muhakeme etmek, davasını görmek; yormak; eritmek; arıtmak; tasfiye etmek; i. çalışma, uğraşma; deneme, tecrübe. try for elde etmeye çalışmak. try on prova etmek, giyip denemek. try out birisinin kabiliyetini denemek. try square ayarlı gönye. Just try and catch me ! kd.ili Haydi, yakala bakalım ! try conclusions with ile boy ölçüşmek. try one's hand at denemek, el atmak. Try try again. Sebat et.
 
Çeviri trying
s. yorucu, sabır tüketici, sinirlendirici, sıkıcı.
 
Çeviri tryout
i. kabiliyet denemesi, deneme.
 
Çeviri trypanosome
i., zool. tripanazoma.
 
Çeviri trysail
i., den. yan yelken.
 
Çeviri tryst
i. buluşma sözü, randevu; buluşma yeri.
 
Toplam 494 sonuç listeleniyor
Copyright © Dogrusozluk.com