Sözlük
Sponsor Bağlantılar
Çevir

EN 'se' sonuçları
Çeviri sea
i. deniz; derya, umman, okyanus; dalga; deniz gibi geniş olan herhangi bir şey. sea anchor deniz demiri. sea anemone deniz şakayığı, zool. Actiniaria. sea bream izmarit, zool. Smaris alcedo; istrongilos, çipura. sea breeze denizden esen rüzgar, imbat, meltem. sea captain kaptan., süvari. sea chest gemici sandığı. sea cock den. deniz musluğu. sea cow denizayısı, deniz perisi, zool. Trichechus manatus. sea cucumbers denizhıyarları, zool. Holothuriae. sea dog fok, ayıbalığı; kurt denizci. sea elephant en iri cins ayıbalığı, deniz fili. sea eryngo keçisakalı, bot. Eryngium maritimum. sea fight deniz savaşı. sea foam denizköpüğü, lületaşı. sea food deniz ürünü, sea front sahil. sea green mavimsi yeşil, camgöbeği. sea gull martı. sea horse denizaygırı, zool. Hippocampus. sea kale. deniz lahanası. sea lawyer k.dili safsatacı ve daima kusur bulan gemici. sea legs fırtınalı havalarda güvertede dolaşabilme kabiliyeti. sea lettuce denizmarulu, bot. Ulva lactuca. sea level deniz seviyesi. sea lilies denizlaleleri, bot. Crinoidea. sea lion Buyük Okyanus'a mahsus iri ayıbalığı. sea mew martı. sea mile deniz mili. sea monster deniz canavarı. sea moss deniz yosunu; yosuna benzer deniz hayvanı; yeşil rengin birkaç tonu. sea nettle denizısırganı. sea onion adasoğanı, bot. Urginea maritima. sea ooze okyanus dibinde bulunan kemiksi çökelti. sea power donanması güç1ü devlet. sea purse köpekbalığı yumurtasının sert kabuğu. sea robin kırlangıç balığı, zool. Trigla. sea room deniz sahası, manevra sahası. sea rover korsan veya korsan ge misi. sea salt deniz tuzu. sea serpent deniz yılanı, efsanevi bir deniz ejderhası sea urchin denizkestanesi. sea wall deniz sularının basmasına engel olan duvar veya set. a heavy sea kaba dalga, fırtınalı deniz. arm of the sea körfez. a sea of faces insan kalabalığı. at sea denizde; saşkına dönmüş. by sea and land hem denizden hem karadan. follow the sea gemici ol mak. go to sea denizci olmak; deniz yol culuğuna çıkmak. half seas over sarhoş. inland sea iç deniz. on the high seas açık denizlerde, enginlerde. put to sea denize açılmak (gemi).
 

3D Oyunlar
Türkiye'nin en güzel ve ilk 3d oyun sitesi - 3doyunlar.net

 
Çeviri seaboard
i., s. sahil, kıyı, yalı boyu; s. kıyıya yakın
 
Çeviri seacoast
i. deniz kıyısı, sahil.
 
Çeviri seafarer
i. gemici.
 
Çeviri seafaring
s., i. denizcilikle uğraşan; deniz yoluyle seyahat eden; i. deniz yolculuğu; denizcilik.
 
Çeviri seafowl
i. deniz kuşu.
 
Çeviri seagirt
s. etrafı denizle kuşatılmış.
 
Çeviri seagod
i. deniz tanrısı, Neptün.
 
Çeviri seagoing
s. açık denize çıkmaya elverişli (gemi).
 
Çeviri seal
i., f. ayıbalığı, fok, zool. Phoca; fok kürkü; f. ayıbalığı avlamak.
 
Çeviri seal
i., f. mühür, damga: teminat, taahhüt; mühürlü mum veya kurşun parçası; f. mühürlemek, mühür veya damga basmak, tasdik işaretini koymak: onaylamak, tasdik etmek; kapamak, yarıklarını doldurmak. seal one's fate yazgısını önceden tayin etmek. sealed orders denize çıktıktan sonra açılmak üzere kaptana verilen kapalı zarf içindeki emir. seal ring mühür yüzüğü. sealing wax mühür mumu, kırmızı balmumu. Great Seal resmi devlet mühürü. under seal mühürlenmiş, mühürlü. under the seal of secrecy gizli tutmak kaydıyle.
 
Çeviri seam
i., f. dikiş yeri, dikiş; tıb. dikiş; derz; iki tahtanın yan yana birleştiği çizgi, bağlantı yeri; den. armuz; jeol. ince maden damarı; yara izi, kırışık; f. dikmek, birbirine dikmek; üzerine yara izi veya çizgi yapmak; ters ilmekle örgü örmek; çatlamak.
 
Çeviri seaman
i. denizci, gemici; deniz eri.
 
Çeviri seamanship
i. gemicilik.
 
Çeviri seamark
i. gemicilere yol göstermeye yarayan işaret.
 
Çeviri seamstress
i. kadın terzi.
 
Çeviri seamy
s. dikişli; çirkin görünüşlü, biçimsiz. the seamy side of life hayatın güçlüklerle dolu tarafı.
 
Çeviri seance
i. toplantı, oturum, seans; ruh çağırma seansı.
 
Çeviri seaplano
i. deniz uçağı.
 
Çeviri seaport
i. liman.
 
Çeviri sear
i. tüfek veya tabanca horozunun emniyet tetiği.
 
Çeviri sear
s., f. kurumuş (yeşillik), kuruyup sararmış; f. çok kurutup yakmak; kızgın tavada çevirmek; yakmak, dağlamak; hissini iptal etmek, körletmek.
 
Çeviri search
f., i. araştırmak, aramak; yoklamak, bakmak; dikkatle tetkik ve teftiş etmek, aletle içini muayene etmek; i. arama, araştırma; yoklama, bakma, muayene; teftiş, soruşturma; gemide araştırma yapma. search out araştırıp öğrenmek. search warrant huk. arama emri. in search of aramaya, peşinde. right of search huk. arama hakkı.
 
Çeviri searching
s. araştırıcı, inceden inceye araştıran; nüfuz eden; keskin searchingly z. arayarak.
 
Çeviri searchlight
i. ışıldak, projektör.
 
Çeviri seascape
i. deniz manzarası.
 
Çeviri seasickness
i. deniz tutması.
 
Çeviri seaside , seashore
i., s. sahil.
 
Çeviri seasnell
i. deniz kabuğu.
 
Çeviri season
i., f. mevsim; süre, müddet, vakit, zaman; uygun zaman; baharat; f. alıştırmak; alışmak; iyice kurutmak; iyice kurumak; lezzet vermek için baharat katmak; keskinliğini veya sertliğini yumuşatmak. hunting season avlanmanın kısıt lanmadığı müddet. in good season tam zamanında. in season kullanılabilir; bulunur; vaktinde, uygun zamanda; huk. avlanılabilir; çiftleşebilir. in season and out of season daimi, her zaman, vakitli vakitsiz. season ticket abonman kartı veya bileti.
 
Çeviri seasonable
s. mevsime göre olan, tam vaktinde olan; tam yerinde veya zamanında yapılan. seasonableness i. mevsimine göre olma, mevsiminde olma. seasonably z. mevsimine göre, mevsiminde, zamanında.
 
Çeviri seasonal
s. bir mevsime mahsus, mevsimlik.
 
Çeviri seasoning
i. yemeklere lezzet veren baharat; kullanışa uygun hale getirme.
 
Çeviri seat
i., f. oturulacak yer, iskemle, sandalye; insan kıçı; yer, mahal, mevki, kürsü; merkez, konut; meclis veya borsada üyelik hakkı; oturuş; mak. yatak; f. oturtmak, yerleştirmek, yerleşmek; oturacak yer temin etmek; oturacak yerini yenilemek. seat of a disease hastalık yeri veya merkezi. keep one's seat oturduğu yerden kalkmamak; millet meclisinde yerini muhafaza etmek. lose one's seat yerini kaybetmek. take a seat oturmak. Be seated. Oturunuz. The hall will seat fifty people. Salon elli kişiliktir.
 
Çeviri seaward
i., s., z. deniz yönü; s. denize doğru giden; denizden esen; z. denize doğru.
 
Çeviri seaway
i. deniz yolu; kaba dalgalı deniz.
 
Çeviri seaweed
i. deniz yosunu, su yosunu.
 
Çeviri seaworthy
s. denize karşı dayanıklı, denize açılabilir.
 
Çeviri sebaceous
s., tıb. et yağı gibi, yağa ait; yağ salgılayan. sebaceous gland anat. saç köklerinin altında bulunan ve yağ ifraz eden gudde, yağ bezi.
 
Çeviri sec
s., Fr. sek (şarap).
 
Çeviri sec
kıs., A.B.D. Securities and Exchange Commission tahvil borsasını teftiş eden resmi daire.
 
Çeviri sec.
kıs. secant, second, secretary, section, Just a sec. k.dili Bir saniye!
 
Çeviri secant
s., i. kateden, kesen; i., geom. sekant.
 
Çeviri secco
s., i., it. kuru; i. sıva kuruduktan sonra üzerine yapılan duvar resmi.
 
Çeviri secede
f. çekilmek, ayrılmak (özellikle siyasi veya dini bir örgütten).
 
Çeviri secern
f. ayırt etmek, tefrik etmek; tb. ifraz etmek.
 
Çeviri secernent
i. ifraz edici gudde veya ilâç.
 
Çeviri secession
i. ayrılma, uzaklaşma; b.h.,(A.B.D.) 1860-61'de Güney Eyaletlerinin Birlikten ayrılması. secessionist i. ayrılma taraftarı.
 
Çeviri seclude
f. bir yere kapatıp dışarı salıvermemek, tecrit etmek, ayırmak.
 
Çeviri secluded
s. ayrılmış; kapalı; bir kenara çekilmiş; ırak; mahfuz, saklı, korunmuş.
 
Çeviri seclusion
i. inziva, köşeye çekilme; tenhalık.
 
Çeviri seclusive
s. yalnızlık eğiliminde olan.
 
Çeviri second
i. saniye.
 
Çeviri second
s., i., f. ikinci, sani; bir daha; ikinci derecede, aşağı; müz. ikinci; i. ikinci gelen kimse veya şey; düelloda şahit veya yardımcı; oto. ikinci vites: çoğ. ikinci derecede mal, tapon mal; müz. yan yana olan iki nota arasındaki fasıla; şarkıda ikinci ses; bir teklifi destekleme; f. yardım etmek, ilerletmek, teşvik etmek; parlamentoda bir teklife katıldığını ilân etmek. second best ikinci en iyi. second childhood bunaklık. second class ikinci sınıf veya derece. second fiddle ikinci kemanın çaldığı parça; ikinci derecede olma. second hand saat kadranında saniyeleri gösteren ibre. second lieutenant ask. teğmen. second mile kendine düşenin ötesinde bağışta bulunma. second nature kökleşmiş huylar. second sight önsezi. second thoughts sonradan akla gelen düşünceler. second wind yeniden kazanılan güç veya enerji. second, secondly z. ikinci olarak, saniyen.
 
Çeviri secondary
s., i. ikincil, tali, ikinci derecede olan, ikinci gelen; sonraki; min. evvelce teşekkül etmiş kaya içinde toplanan taş veya maden kabilinden; elek. tali (cereyan); i. murahhas, delege; yardımcı, muavin; kuş kanadının ikinci mafsalındaki tüy; astr. tali yıldız. secondary accent uzun bir kelimede ikinci derecedeki vurgu. secondary battery elek. akümülatör. secondary consideration ikinci derecede önemi olan mesele. secondary education ortaöğretim. secondary rays röntgen ışınları etkisiyle meydana gelen ışınlar. secondary road tali yol. secondary rocks başka kayalardan veya taş ve madenlerden oluşan kaya veya taş. secondary school orta ve lise seviyesinde okul. secondarily z. ikinci derecede, ikinci olarak secondariness i. ikinci derecede olma.
 
Çeviri secondguess
f. sonradan fikir yürütmek, iş işten geçtikten sonra düşüncesini soylemek.
 
Çeviri secondhand
s. kullanılmış, elden düşme; dolaylı.
 
Çeviri secondo
i., müz. sekondo, ikinci.
 
Çeviri secondrate
s. ikinci derecede; ikinci sınıf.
 
Çeviri secondstring
s., (A.B.D.), k.dili ikinci sınıf (oyuncu).
 
Çeviri secrecy
i. sır saklama, sır tutma; ketumluk, gizlilik.
 
Çeviri secret
s., i. gizli, saklı, hafi, mektum; esrarlı; mahrem; i. sır, gizli şey; anlaşılmaz şey, muamma. secret police gizli polis teşkilatı. secret service hafiye teşkilâtı. secret society gizli cemiyet. an open secret herkesçe bilinen sır. in on the secret sırra vâkıf. keep a secret sır saklamak. secretly z. gizlice, el altından secretness i. gizlilik.
 
Çeviri secretarial
s. sekreterliğe ait.
 
Çeviri secretariat
i. müdüriyet, müdüriyet personeli.
 
Çeviri secretary
i. sekreter, özel kâtibe, kâtip, yazman; bakan; bir çeşit yazıhane (kıs. sec., secy., sec'y). secretary bird Güney Afrika'ya mahsus yılan avlayan bir kuş. Secretary of State A.B.D.'nde Dış işleri Bakanı. secretary treasurer i. hem sekreter hem veznedar olan şahıs. honorary secretary fahri vekil veya kâtip. private secretary özel sekreter.
 
Çeviri secrete
f. gizlemek, saklamak; biyol. salgılamak, ifraz etmek.
 
Çeviri secretin
i., tıb. onikiparmak bağırsağında bulunan bir hormon, sekretin.
 
Çeviri secretion
i., biyol. salgılama, salgı, ifrazat; gizleme, sır saklama, ketumiyet.
 
Çeviri secretive
s. sır saklayan, sıkı ağızlı, ketum; tıb. salgılayan. secretively z. gizliliğe meylederek. secretiveness i. gizlilik, gizliliğe meyletme.
 
Çeviri secretory
s., tıb. vücutta sıvı madde hasıl eden, ifrazi.
 
Çeviri sect
i. fırka, mezhep; aynı meslek taraftan kimseler.
 
Çeviri sectarian
s., i. mezhep veya fırkaya ait; i. bir mezhep veya fırkanın bağnaz üyesi. sectarianism i. fırka veya mezhep usulü veya aşırı taraftarlığı.
 
Çeviri sectary
i. mezhep taraftarı; Anglikan kilisesine bağlı olmayan kimse.
 
Çeviri sectile
s. bıçakla kesilebilir.
 
Çeviri section
i., f. kesme, kesiş; kesilme, inkıta; kıta, parça, bölük, fasıl, kısım, bölge; A.B.D.,nde hükümetin malı olan 1 mil kare büyüklüğünde toprak parçası; yataklı vagonda kompartıman; geom. kesit; bir şeyin mikroskopla muayene edilen ince dilimi, kesit; f. kısımlara ayırmak veya bölmek, kısım kısım kesmek.
 
Çeviri sectional
s. bir bölüme ait; bir bölgeye ait. sectionalism i. bölgecilik.
 
Çeviri sectionalize
f. bölgelere ayırmak; bölmek.
 
Çeviri sector
i., geom. daire dilimi daire kesmesi, sektör; açılır kapanır bir rasat aleti; ask. mıntıka.
 
Çeviri secular
s., i. dünyevi, cismani; layik, dini olmayan, ruhani olmayan; manastır sistemine bağlı olmayan; yüz yılda bir vaki olan, asırlık; asırlarca süren; i. mahalle papazı. secularly z. layikçe.
 
Çeviri secularism
i. cismanilik, dini mahiyeti olmayan işlerle meşguliyet; layiklik secular'ity i. cismanilik, dünyevilik.
 
Çeviri secularize
f. layikleştirmek, dünyevileştirmek. seculariza'tion i. manastır sisteminden kurtarma; vakfı mülke çevirme; dini tesirden uzaklaştırma, layikleştirme, layikleştirilme.
 
Çeviri secund
s., bot., zool. bir taraflı, tek yanlı.
 
Çeviri secundine
i., bot. örtü (tohum taslağmda), integüment; çog, tıb. meşime, son.
 
Çeviri secure
s., f. emin, korkusuz, tehlikeden uzak; kaygısız, şüphesiz; emniyetli, muhafazalı; f. korumak, emniyet altına almak; tehlikeden masun kılmak; sağlamlaştırmak, bağlamak; iyice kapamak; ele geçirmek, bulmak. securely z. emniyetle; sımsıkı secureness i. sağlamlık, emniyetlilik.
 
Çeviri security
i. emniyet, güvenlik; korkusuzluk; kefalet, teminat; rehin, emanet, depozito; kefil; emniyet tedbirleri; çoğ. tahviller, senetler. Security Council Güvenlik Konseyi. security risk A.B.D. devlet memuriyetinde veya milli güvenliği ilgilendiren bir işte çalışması uygun görülmeyen şüpheli şahısı
 
Çeviri sedan
iı iki veya dört kapılı olup, ön ve aka koltukları bulunan kapaılı otomobil; sedye. sedan chair tahtırevan.
 
Çeviri sedate
s. temkinli, vakarlı, sakin, ağır başlı; uslu, akıllı. sedately z. vakarla, ağır başlılıkla, sükunetle. sedateness i. vakar, ağır başlılık, sükunet.
 
Çeviri sedation
i. (ilaç1a) teskin etme, yatıştırma.
 
Çeviri sedative
s., i. teskin edici, müsekkin, yatıştırıcı;i., tıb. yatıştırıcı herhangi bir şey.
 
Çeviri sedentary
s. dışarı çıkmayan, daima oturarak vakit geçiren; seyyar olmayan, sabit; bir yerde yerleşmiş olan, yerleşik, sakin; zool. bir yere yapışık. sedentarily z. yerleşik olarak. sedentariness i. yerleşik oluş.
 
Çeviri sedge
i. ayak otu, bot. Carex romans sweet sedge eyir otu, bot. Acorus calamus. sedgy s. ayak otuyla dolu.
 
Çeviri sediment
i. tortu, posa, telve, çökel; jeol. su dibinde biriken şey, çöküntü
 
Çeviri sedimentary
s. çökmüş çamur ve posa nev'inden, tortulu. sedimenta' tion i. posa veya tortu birikmesi, çökelme.
 
Çeviri sedition
i. fesat, fitne; kargaşalık; isyana teşvik.
 
Çeviri seditious
s. fitneci, arabozucu, müfsit, fitne çıkaran; ayaklandıran. seditiously z. müfsitçe; ayaklandıracak şekilde seditiousness i. fitnecilik; hıyanet eğilimi.
 
Çeviri seduce
f. ayartmak, azdırmak, ifsat etmek, baştan çıkarmak; namusuna leke sürmek, iğfal etmek. seducement i. iğfal, ifsat, ayartma, baştan çıkarma seducer i ayartan adam iğfal eden adam. seducible s. baştan çıkarılabilir, azdlrılabilir, iğfal edilebilir.
 
Çeviri seduction
i. iğfal, ifsat, ayartma, baştan çıkarma, namusuna leke sürme; baş tan çıkarıcı şey.
 
Çeviri seductive
s. ayartıcı, çekici seductively z. ayartarak seductiveness i. ayartma, baştan çıkarma.
 
Çeviri seductress
i. ayartıcı kadın
 
Çeviri sedulous
s. gayretli, sebatlı, vazi eşinas sedulously z. sebatla, azimle sedulousness i. sebat, azim, vazifeşinaslık.
 
Çeviri sedum
i. damkoruğu, kayakoruğu, bot. Sedum.
 
Çeviri see
i. piskoposluk. Holy See Papalık.
 
Çeviri see
f. (saw, seen) görmek; anlamak, farkına varmak; bakmak, dikkat etmek; görüşmek, kabul etmek; tecrübesi olmak, tecrübe ile öğrenmek; geçirmek. see about icabına bakmak, bir yolunu bulmaya çalışmak. see a thing through bir işi başarmak, tuttuğunu koparmak. see daylight güç bir durumdan kurtulmayı sağlayacak ilk çareyi görmek. see double şeşi beş görmek, biri iki görmek. see eye to eye aynı fikirde olmak, her hususta anlaşmak. see into nüfuz etmek, kavramak. see in the New Year yeni yılı karşılamak. see life tecrübelerle hayatı anlamak. see one off geçirmek, yolcu etmek, uğurlamak. see one out birini kapıya kadar geçirmek. see one's way çaresini bulmak. see one through birine sıkıntısını atlatana kadar yardım etmek. see red çok öfkelenmek, gözünü kan bürümek. see service hizmet görmek. see something out bir şeyi sonuna getirmek, bitirmek. see stars başına vurulma sonucunda gözünün önünde yıldızlar uçuşmak. see the doctor doktora görünmek. see the light bir şeyin aslını anlamak. see through one bir kimsenin zihninden geçenleri keşfetmek. see to it icabına bakmak. See ya! (argo) Baybay ! See you later şimdilik Allah'a ısmarladık. Görüşürüz. As far as I can see. Bana kalırsa. It has seen better days Artık eskidi. Let me see. Bakayım. Dur bakalım. Düşüneyim. This much food will see us through this journey. Bu kadar yemek bu seyahati çıkarır. You see... yani, işte; Gördün mü?
 
Çeviri seed
i., s., f. tohum; çekirdek; asıl, kaynak, mebde, menşe; zürriyet, evlât; meni; ersuyu, sperma; istiridye tarlasına yerleştirilmeye elverişli istiridye yavruları; s. tohumluk; f. tohum ekmek; tohumu veya çekirdeği çıkarmak; tohum vermek, tohumunu dökmekseed cake susamlı veya çöreotlu çörek. seed corn tohumluk mısır. seed leaf tohumdan ilk çıkan yaprak. seed oyster istiridye yavrusu. seed pearl ufak inci. seed plot bahçede tohumluk tarh, fidelik. seed vessel tohum kapçığı. yellow seed yaban teresi, horozcuk, bot. Lepidium campestre. go to seed tohuma kaçmak; kuvvetten düşmek, zayıflayıp bunamak. raise up seed zürriyet hâsıl etmek. seed down çimen tohumu ekmek.
 
Çeviri seedbed
i. fidelik.
 
Çeviri seedless
s. çekirdeksiz.
 
Çeviri seedling
i. fide.
 
Çeviri seedsman
i. (çoğ. -men) tohumcu, tohum satıcısı.
 
Çeviri seedtime
i. ekin vakti.
 
Çeviri seedy
s. içine tohum katılmış; tohuma kaçmış; kılıksız; keyifsiz. seedily z. tohuma kaçmış bir şekilde. seediness i. tohuma kaçma
 
Çeviri seeing that
mademki, madem.
 
Çeviri seek
f. (ought) aramak, araştırmak; çabalamak. seek out arayıp bulmak.
 
Çeviri seeker
i. arayan kimse; sonda.
 
Çeviri seem
f. görünmek, gözükmek; gibi gelmek. I can,t seem to solve this problem. Bu meseleyi çözebileceğimi zannetmiyorum. I seem to hear. işitir gibi oluyorum. it seems as if veya as though sanki, galiba, imiş gibi. it seems best. en iyisi. It seems that he is well. iyi gibi görünüyor. It would seem. gibi görünüyor.
 
Çeviri seeming
s., i. görünüşte; i. dış görünüş, aldatıcı görünüş. seemingly z. görünüşte, zahiren, guya.
 
Çeviri seemly
s., z. yakışık alır, munasip uygun; z. yakışık alır bir surette. seemliness i. uygunluk, munasip oluş, yakışık alma.
 
Çeviri seen
f., bak see.
 
Çeviri seep
f., i. sızmak; i. sızıntı yeri, kaynak. seep'age i. sızıntı.
 
Çeviri seer
i. gören kimse; gaipten haber veren kimse, peygamber, kahin.
 
Çeviri seersucker
i. gofre kumaş, çizgili ve üstü pürtüklü ince dokuma.
 
Çeviri seesaw
i., s., f. tahterevalli; ileri geri hareket; iniş çıkış; s. aşağı yukarı (hareket); f. aşağı yukarı sallanmak, çöğünmek.
 
Çeviri seethe
f. haşlamak kaynatmak; sıvıya batırmak; hırslanmak. a seeth'ing crowd karınca gibi kaynaşan bir kalabalık.
 
Çeviri segment
i., f. kesilmiş parça, parça, bölüm, kısım, dilim; geom. daire kesmesi kesme, kürenin kesilmiş kısmı; zool. bölüt; f. kısımlara ayırmak. segment of a circle geom. kesme, daire kesmesi. segmen'tal segmentary s. kısma ait segmenta'tion i. bölme veya bölünme; biyol. bir hücrenin birçok hücrelere bölünmesi.
 
Çeviri segno
i., müz. işaret, tekrar işareti.
 
Çeviri segregate
f., s. ayırmak, tefrik etmek, ayırıp bir araya top lamak; s. ayrılmış. segrega'tion i. fark gözetme, ayrı tutma, ayrım, tefrik. segrega'tionist i. ırk ayrımı taraftarı.
 
Çeviri seicento
i., güz. san. İtalya'da on yedinci yüzyıl.
 
Çeviri seiche
i. bir gölde su seviyesinin ritmik bir şekilde değismesi.
 
Çeviri seidlitzpowder
ecza. sedliç tuzu.
 
Çeviri seignior, seigneur
i. senyor; derebeyi, efendi. seign'iorage i. eski den krallar tarafından alınan sikke vergisi.
 
Çeviri seigniorial
s. derebeyine ait. seigniory i. derebeylik, beylik; derebeyi malikânesi.
 
Çeviri seine
i., f. büyük balık ağı, serpme (ağ); f. serpme ile balık avlamak.
 
Çeviri seine
i. Sen nehri.
 
Çeviri seise
f., huk. müsadere etmek, haczetmek, el koymak, bak. seize.
 
Çeviri seism
i. yersarsıntısı, zelzele, deprem.
 
Çeviri seismic , seismal, seismical, seismatical
s. yersarsıntısına ait zelzeleden ileri gelen, depremsel. seismic sea wave zelzeleden meydana gelen met dalgası.
 
Çeviri seismism
i. yersarsıntısı olayları.
 
Çeviri seismograph
i. sismograf, depremyazar.
 
Çeviri seismology
i. sismoloji, yersarsıntıları ilmi.
 
Çeviri seismometer
i. sismometre, yersarsıntılarının süre, şiddet ve yönünü kaydeden alet.
 
Çeviri seismoscope
i. sismografın basit şekli.
 
Çeviri seize
f. tutmak, yakalamak; zaptetmek, müsadere etmek, gaspetmek; kavramak, iyice anlamak; den. sicim sarıp bağlamak; takılmak, dönememek.
 
Çeviri seizin
i., huk. temellük, mülk edinme, tasarruf.
 
Çeviri seizure
i. yakalama, zapt, haciz, müsadere, el koyma; nöbet.
 
Çeviri selamlik
i. selâmlık.
 
Çeviri seldom
z. nadiren, pek az, seyrek.
 
Çeviri select
s., f. seçme, seçilmiş, seçkin, mümtaz, güzide, üstün; seçmesini bilen, titiz, ince eleyip sık dokuyan; f. seçmek, ayırmak, intihap etmek. selectness i. seçkinlik.
 
Çeviri selectee
i.,( A.B.D.) askere çağrılan kimse.
 
Çeviri selection
i. ayırma, ayrılma seçme seçilme: seçme şeyler; biyol. sağlam veya kuvvetlileri yaşatıp zayıfları imha eden tabiat kanunu.
 
Çeviri selective
s. ayıran seçici; telsiz telgrafta birkaç haberi bir arada gönderme sistemine ait. selective service (A.B.D.) kura ile askerlik.
 
Çeviri selectman
i. A.B.D.'nin bazı eyaletlerinde belediye meclisi üyesi.
 
Çeviri selector
i. seçen aygıt veya kimse; mak. idare kolu.
 
Çeviri selenite
i. şeffaf alçıtaşı, selenit.
 
Çeviri selenium
i. selen.
 
Çeviri selenography
i. ay yüzeyinin tarif ve resimlendirilmesi, ay haritacılığı.
 
Çeviri selenology
i. astronomide ay bilgisi. selenologist i. bu ilmin uzmanı.
 
Çeviri seleucia
i. Silifke.
 
Çeviri self
i. (çoğ. -selves) s. kişi, öz, zat, şahıs; kendi, nefis, şahsi menfaat; özellik, hususiyet, şahsiyet; s. zati, şahsi; aynı.
 
Çeviri self-
(önek) kendi, kendinden, kendini; öz, özün; otomatik.
 
Çeviri selfabuse
i. kendini aşağılama; suiistimal; istimna.
 
Çeviri selfacting
s. kendi kendine işleyen, otomatik.
 
Çeviri selfaddressed
s. gönderenin adına.
 
Çeviri selfappointed
s. kendi kendini tayin etmiş; kâhyalık eden.
 
Çeviri selfassertive
s. kendi fikrinde ısrar eden, kendini empoze eden, kendini zorla kabul ettiren.
 
Çeviri selfassured
s. kendine güvenen.
 
Çeviri selfcentered , (ing) centred
s. hep kendini düşünen, benci, benlikçi.
 
Çeviri selfcommand
i. kendine hâkim olma.
 
Çeviri selfconceit
i. kendini beğenmişlik.
 
Çeviri selfconfidence
i. kendine güven.
 
Çeviri selfconscious
s. utangaç, sıkılgan; kendi halini çok düşünen.
 
Çeviri selfcontained
s. düşüncelerini başkasına söylemeyen, ağzı sıkı; kendine hakim olan; kendi kendine yeten; gerekli kısımları kapsayan.
 
Çeviri selfcontradiction
i. kendisiyle çatışma.
 
Çeviri selfcontrol
i. kendine hâkim olma.
 
Çeviri selfdefense (ıng.) -defence
huk. nefis müdafaası, meşru müdafaa.
 
Çeviri selfdenial
i. feragat kendini tutma.
 
Çeviri selfdetermination
i. elindelik, hür irade; kamunun kendi geleceğini saptaması.
 
Çeviri selfdistrust
i. kendine güvensizlik.
 
Çeviri selfeducated
s. kendi kendini yetiştirmiş.
 
Çeviri selfeffacement
i. kendini geri planda tutma.
 
Çeviri selfemployed
s. serbest çalışan.
 
Çeviri selfesteem
i. öz saygısı, izzetinefis, onur, haysiyet; hodpesentlik, kendini beğenme, gurur.
 
Çeviri selfevident
s. aşikâr, açık, belli, ortada olan, meydanda olan.
 
Çeviri selfexamination
i. kendi kendini inceleme.
 
Çeviri selfexistence
i. özdenlik.
 
Çeviri selfgovernment
i. özerklik muhtariyet.
 
Çeviri selfhelp
i. kendi kendine yetme, başkasına muhtaç olmadan kendi başına yapabilme.
 
Çeviri selfhood
i. kişilik, şahsiyet.
 
Çeviri selfidentity
i. kendine benzeme; kendini tanıma.
 
Çeviri selfimportance
i. kendine fazla önem verme, kendini fazla yüksek görme.
 
Çeviri selfinduction
i., fiz. özindükleme.
 
Çeviri selfindulgence
i. kendi isteklerine düşkünlük.
 
Çeviri selfinterest
i. kişisel çıkar, hodbinlik, bencillik.
 
Çeviri selfish
s. egoist, bencil. hodbin selfishly z. bencilce egoistçe. selfishness i. egoistlik, bencillik, hodkamlık.
 
Çeviri selfknowledge
i. kendini tanıma.
 
Çeviri selfless
s. özgecil, özgeci, diğerkâm.
 
Çeviri selfloading
s. yarı otomatik (tabanca).
 
Çeviri selflove
i. kendini beğenme; kendi çıkarını düşünme.
 
Çeviri selfmade
s. kendini yetiştirmiş, kendi kendine adam olmuş.
 
Çeviri selfmastery
i. kendini tutma, kendine hâkim olma.
 
Çeviri selfpity
i. kendini zavallı hissetme, kendi kendine aclma.
 
Çeviri selfportrait
i. bir ressamın çizdiği kendi portresi.
 
Çeviri selfpossession
i. vakar, kendine hâkim olma.
 
Çeviri selfpreservation
i. nefsini koruma.
 
Çeviri selfregard
i. kendini önemseme, öz saygısı.
 
Çeviri selfreliance
i. kendine güven.
 
Çeviri selfrenunciation
i. feragat, kendini feda etme.
 
Çeviri selfreproach
i. kendi kendini kınama veya cezalandırma.
 
Çeviri selfrespect
i. öz saygısı, nefsine hürmet, izzetinefis.
 
Çeviri selfrighteous
s. kendini üstün gören.
 
Çeviri selfrising
s. kendi kabaran.
 
Çeviri selfrule
i. özerklik, otonomi.
 
Çeviri selfsacrifice
i. fedakarlık.
 
Çeviri selfsame
s. tıpkı, aynı.
 
Çeviri selfsatisfied
s. kendi halinden memnun.
 
Çeviri selfseeking
s. yalnız kendi çıkarını gözeten.
 
Çeviri selfservice
s. selfservis.
 
Çeviri selfstarter
i., oto marş.
 
Çeviri selfstyled
s. kendi kendini nitelendiren.
 
Çeviri selfsufficient
s. kendine güvenen; kendi kendine yeten, başkasına muhtaç olmayan.
 
Çeviri selfsupport
i. kendini geçindirme.
 
Çeviri selfsustaining
s. kendi kendini geçindiren.
 
Çeviri selftaught
s. kendi kendini eğitmiş.
 
Çeviri selfwill
i. inatçılık, benlikçilik.
 
Çeviri selfwinding
s. otomatik olarak kurulan (saat).
 
Çeviri seljuk
i., s. Selçuk.
 
Çeviri sell
f., (sold) i. satmak; satışıyle meşgul olmak; satışım artırmak; k.dili beğendirmek; (argo) aldatmak, kazıklamak; satılmak; satışta rağbet görmek; beğenilmek; i. hile, aldatma, oyun. sell like wildfire çok satılmak, kapışılmak. sell off her şeyini satıp bitirmek, tasfiye etmek, elden çıkarmak. sell out hissesini satmak, bütün malını satmak; (argo) şahsi çıkar için ele vermek, satmak. sell short henüz elde olmayan malı ileride teslim etmek üzere satmak; itimatsızlık göstermek; desteklemek. sell up İng. borçlunun malını satıp parasını almak.
 
Çeviri seller
i. bayi, satıcı; satılabilecek bir şey. best seller en çok satılan (kitap).
 
Çeviri sellout
i. elden çıkarma, elde bulunanı satma; k.dili kapalı gişe; (argo) gizli bir anlaşma yoluyle ihanet.
 
Çeviri seltzer
i., Seltzer water maden sodası.
 
Çeviri selvage , selvedge
i. kumaş kenarı.
 
Çeviri selves
bak. self.
 
Çeviri sem.
kıs. Semitic, Seminary.
 
Çeviri semantics
i., dilb. anlambilim, semantik. semantic s. anlamsal.
 
Çeviri semaphore
i., f. semafor; f. semaforla konuşmak.
 
Çeviri semasiology
i. işaretlerle anlamları arasındaki ilişki ilmi.
 
Çeviri sematic
s. işaret eden; biyol. tehlikeyi belirten (zehirli veya tehlikeli hayvanların renkleri gibi).
 
Çeviri semblable
s., i. benzer, müşabih; görünüşte olan; i. başkasına benzeyen şey, eş.
 
Çeviri semblance
i. suret, şekil; benzerlik, müşabehet; görünüş.
 
Çeviri semeiology
bak. semiology.
 
Çeviri semeiotic, -ical
bak. semiotic.
 
Çeviri semen
i. meni, sperma, ersuyu.
 
Çeviri semester
i. üniversitede ders yılının yarısı, sömestr.
 
Çeviri semi-
(önek) kısmen, yarı, yarım; iki defa olan.
 
Çeviri semiannual
s., i. altı aylık, altı ayda bir olan; i. altı ayda bir çıkan yayın.
 
Çeviri semibreve
i., müz., İng. tam nota, dörtlük nota, yuvarlak nota.
 
Çeviri semicentennial
s., i. elli yıla ait, elli senede bir olan; i. ellinci yıldönümü.
 
Çeviri semicircle
i. yarım daire.
 
Çeviri semicivilized
s. yarı uygar.
 
Çeviri semicolon
i. noktalı virgül
 
Çeviri semiconductor
i., fiz. yarı iletici.
 
Çeviri semiconscious
s. yarı uyanık, yarı bilinçli.
 
Çeviri semidetached
s. ortak du varlı.
 
Çeviri semidiameter
i. yarıçap.
 
Çeviri semidiurnal
s. yarım günlük.
 
Çeviri semidome
i. yarım kubbe.
 
Çeviri semifinal
i., s. finalden önceki yarış; s. finalden önceki. semifinalist i. finalden önceki yanşta oynayan kimse.
 
Çeviri semifluid
s., i. yarı sıvı.
 
Çeviri semiformal
s. yarı resmi.
 
Çeviri semilunar
s. yarımay şeklindeki.
 
Çeviri seminal
s. meni kabilinden, spermalı, tohum cinsinden; yeni ufuklar açan; gelişmemiş.
 
Çeviri seminar
i. seminer.
 
Çeviri seminary
i. ilâhiyat fakültesi; genç kızlar için genel kültür veren yüksekokul. seminar'ian i. böyle bir okulda tahsil gören veya görmüş kimse.
 
Çeviri semination
i. tohumlama, ekme; üreme.
 
Çeviri seminiferous
s. tohum veya ersuyu hası1 eden.
 
Çeviri semiofficial
s. yan resmi.
 
Çeviri semiology
i. işaretler ilmi; işaretlerle konuşulan dil; tıb. araz ilmi.
 
Çeviri semiopaque
s. yan dönük
 
Çeviri semiotic
s. işaretlere veya işaretler ilmine ait; hastalık arazına ait.
 
Çeviri semiprecious
s. ikinci derecede kıymetli (taş).
 
Çeviri semiprivate
s. yarı özel. semiprivate room hastanede iki, üç veya dört yataklı oda.
 
Çeviri semiprofessional
s. yarı profesyonel.
 
Çeviri semiquaver
i., İng., müz . on altılık nota, iki çengelli nota.
 
Çeviri semiskilled
s. az maharetli.
 
Çeviri semite
i. Sami Irkından kimse.
 
Çeviri semitic
s. Sami; Sami dillerine ait. Semitics i. Sami kavimlerinin tarih, dil ve edebiyatını inceleyen ilim. Semitic languages Sami dilleri.
 
Çeviri semitism
i. Sami dili veya adetleri; Yahudi taraftarlığı.
 
Çeviri semitone
i., müz. yarımton.
 
Çeviri semitrailer
i. yalnız arka tekerlekleri olan römork.
 
Çeviri semiweekly
s., i. haftada iki defa çıkan (yayın).
 
Çeviri semolina
i.irmik.
 
Çeviri semperfidelis
Lat. daima sadık.
 
Çeviri semperparatus
Lat. daima hazır.
 
Çeviri sempiternal
s. ebedi baki daimi. sempiternity i. ebediyet, sonsuzluk.
 
Çeviri sempstress
bak. seamstress.
 
Çeviri sen
kıs. senate, senator, senior.
 
Çeviri senate
i. senato.
 
Çeviri senator
i. senatör.
 
Çeviri senatorial
s. senatoya ait; senatorce; senatörlerden oluşan.
 
Çeviri senatorship
i. senatorlük .
 
Çeviri send
f. (sent) göndermek, yollamak; fırlatmak, atmak; sağlamak, bahşetmek; (A.B.D.),( argo) sevinçten coşturmak. send about one's business yol vermek, kovmak. send away kovmak, uzaklaştırmak. send back geri göndermek, iade etmek. send down (İng.) üniversiteden ihraç etmek send for aratmak, çağırtmak; biriyle ıs- marlamak send forth yaymak, neşretmek, çıkartmak. send in içeri göndermek; sunmak, arzetmek, takdim etmek. send off yollamak; uğurlamak, yolcu etmek. send out göndermek, dışarı göndermek; dağıtmak, neşretmek. send packing pılı pırtıyı toplatıp kovmak. send up k.dili hapis cezası vermek. send word haber göndermek. The telegram sent the household into a dither Telgraf evdekileri şaşkına çevirdi. send'er i. gonderici.
 
Çeviri send
f., i. dalga kuvvetiyle hareket etmek; i. dalga kuvveti, dalga itilimi.
 
Çeviri sendal
i. ortaçağda kullanılan ince bir ipekli kumaş.
 
Çeviri sendoff
i. yollayış; başlatma; teşvik; veda yemeği.
 
Çeviri senega ,snakeroot
sütotu bot. Polygala; sütotunun öksürük söktürücü kurutulmuş kökü.
 
Çeviri senegal
i. Senegal.
 
Çeviri senescence
i. yaşlılık, ihtiyarlık. senescent s. yaşlanan, ihtiyarlayan.
 
Çeviri seneschal
i. ortaçağda derebeyi kethüdası veya teşrifatçısı.
 
Çeviri senile
s. ihtiyarlığa mahsus; bunak.
 
Çeviri senility
i. ihtiyarlık, yaşlılıktan ileri gelen zafiyet, bunaklık.
 
Çeviri senior
s., i yaşça büyük (baba ile oğul aynı ismi taşıdıkları zaman babanın ismine eklenir, kıs. Sen. veya Sr.); kıdemli; i. yasça daha büyük adam, kıdemli kimse; son sınıf öğrencisi. senior citizen (A.B.D.), ( Kanada) yaşlı kimse. senior high school (A.B.D.) on, on bir ve on ikinci sınıfların karşılığı olan okul, lise. seniority i. yasça büyüklük, kıdemlilik; kıdem.
 
Çeviri senna
i. sinameki, bot. Cassia; sinamekinin iç sürdürücü olarak kullanılan yaprakları.
 
Çeviri senna
i. çok ince dokunmuş ufak Acem halısı.
 
Çeviri sennet
i., tiyatro eskiden oyuncuların sahneye giriş veya çıkışlarını belirten boru sesi.
 
Çeviri sennight
i., eski bir haftalık süre.
 
Çeviri sennit
i., den. tirnele.
 
Çeviri senor
i. (çoğ. senores) İsp. bay.
 
Çeviri senora
i., İsp. bayan (evli kadın ).
 
Çeviri senorita
i., İsp. bayan (kız).
 
Çeviri sensate
s. beş duyu ile algılanan.
 
Çeviri sensation
i. duyu duygu, his, seziş; duyarlık; hayret verici şey, heyecan uyandıran olay, sansasyon.
 
Çeviri sensational
s. duygusal, hissi; heyecanlı, merak uyandırıcı, sansasyonel.
 
Çeviri sensationalism
i., fels. duyumculuk; heyecan uyandırıcı yöntemlere baş vurma, sansasyonalizm; iyiliği duygulara bağlı olarak değerlendirme kuramı. sensationalist i. sansasyonalist.
 
Çeviri sense
i., f. duyu, his; gen çoğ. akıl, dirayet, zeki, muhakeme; şuur; fikir, karar, düşünce; anlam mana, meal, mefhum; f. idrak etmek, sezmek; k.dili anlamak. sense impression duyunun dimağa yaptığı etki, sezgi. sense organ duyu organı. sense perception duyum. bring one to his senses bir kimsenin aklını başına getirmek. common sense aklı selim, sağduyu .in a sense bir anlamda, yani. in one sense bir anlamda, bir taraftan. keen sense keskin duyu. make sense anlamı olmak; makul olmak. make sense out of mana cıkarmak. out of his senses aklı başından gitmiş, çıldırmış. sixth sense altıncı his. take the sense of a meeting bir toplantıya hakim olan genel fikri anlamak, nabız yoklamak. the five senses beş duyu.
 
Çeviri senseless
s. duygusuz, hissiz, donuk; akılsız; saçma, anlamsız, manasız; baygın. senselessly z. manasızca, anlamsız olarak. senselessness i. şuursuzluk; saçmalık.
 
Çeviri sensibility
i. hassasiyet, duyarlık, seziş inceligi; çoğ. aşırı hassasiyet; anlayış.
 
Çeviri sensible
s. makul, akla uygun; hissedilir, sezilir, farkına varılır; hisseden; hassas, duygulu, etkilenebilir, ince sezişli; anlayıslı, akıllı. sensibleness i. makul oluş . sensibly z .makul bir şekilde, hissedilir şekilde.
 
Çeviri sensitive
s. hassas, duygulu, duyar, duygun; içli, alıngan; duygusal; kim. çabuk muteessir olan; bot. dokunulunca çabuk solan veya bozulan, duyulu. sensitive plant kustumotu bot. Mimosa pudica sensitively i. hassasiyetle sensitiveness, sensitiv'ity i. duyarlık, hassasiyet, hassaslık.
 
Çeviri sensitize
f., foto. (kağıt, filim) hassas hale getirmek; tıb. hassas duruma getirmek.
 
Çeviri sensitometer
i., foto. filim. veya levhanın hassaslık derecesini ölçme aleti.
 
Çeviri sensor
i., s. alıcı alet; s. sezici, alıcı.
 
Çeviri sensorium
i. (çoğ. -ria) anat. sinir sistemi.
 
Çeviri sensory , sensorial
s. duyumsal, duyusal.
 
Çeviri sensual
s. şehvani, şehvete ait; tensel, duyusal; duyumculukla ilgili. sensually z. şehvani bir şekilde.
 
Çeviri sensualism
i. şehvet düşkünlüğü; fels. duyumculuk; güzellik kavramında baş rolü duyuların oynadığını kabul eden kavram.
 
Çeviri sensuality
i. duyarlık; şehvet, kösnü.
 
Çeviri sensualize , (ıng.) ise
(f.) şehvanileştirmek.
 
Çeviri sensuous
(s.) hislere hitap eden, duyumsal, hislere ait, hissi. sensuously (z.) hislere hitap ederek. sensuousness (i.) duygusallık.
 
Çeviri sent
(bak.) send.
 
Çeviri sentence
(i.), (f.) cümle, tümce; (huk.) ilâm, karar, hüküm; (f.) mahkum etmek, hakkında hüküm vermek. complex sentence girişik cümle. compound sentence bileşik cümle. simple sentence yalın cümle.
 
Çeviri sententious
(s.) anlam ifade eden, manalı, vecize kabilinden, anlamlı sözlerle dolu; tumturaklı, ağır (ifade, ibare). sententiously (z.) vecize kabilinden. sententiousness (i.) vecizeli oluş.
 
Çeviri sentience
(i.) sezgililik; duygululuk; bilinçlilik; sezgi, sezi.
 
Çeviri sentient
(s.), (i.) sezgili; duygulu, duygun; (i.) duygulu kimse; akıl. sentiently (z.) duyarak, hissederek.
 
Çeviri sentiment
(i.) his, duygu, seziş; his inceliği, aşırı hassasiyet; (gen.) (çoğ.) fikir, düşünce; mütalaa.
 
Çeviri sentimental
(s.) hissi, hislerin etkisiyle yapılan; hassas, duygusal, içli. sentimentalism (i.) aşırı duygusallık. sentimentalist (i.) hislerine fazla kapılan kimse. sentimentally (z.) hissi bir şekilde.
 
Çeviri sentimentality
(i.) aşırı duygusallık.
 
Çeviri sentimentalize , (ıng.) ise
(f.) aşırı hassasiyet göstermek.
 
Çeviri sentinel
(i.), (f.) nöbetçi, gözcü; (f.) gözetlemek, nöbet beklemek; nöbetçi koymak.
 
Çeviri sentry
(i.) nöbetçi, nöbetçi asker. sentry box nöbetçi kulübesi.
 
Çeviri sepal
(i.), (bot.) çanak yaprağı, sepal.
 
Çeviri separable
(s.) ayrılabilir, tefrik edilebilir. separabil'ity, separableness (i.) birbirinden ayrılabilme. separably (z.) ayrılır surette, tefrik edilebilir şekilde.
 
Çeviri separate
(f.), (s.) ayırmak, tefrik etmek; bölmek; arasında bulunmak; aradaki bağlantıyı kesmek; ayrılmak, tefrik olunmak; ayrı bir cisim teşkil etmek; (s.) ayrı, ayrılmış, müstakil. be separated (huk.) ayrı yaşamak, ayrılmak. separately (z.) ayrı ayrı, başka başka, bağlantısız olarak. separateness (i.) ayrılık. separation (i.) ayrılık, ayrılma, ayırma; (huk.) ayrı yaşama. separatist (i.) asıl kiliseden veya siyasi partiden ayrılma taraftarı, bağımsızlık yanlısı. separator (i.) ayırıcı, ayırma cihazı; krema makinası.
 
Çeviri sephardim
(i.), (çoğ.) İspanyol Musevileri.
 
Çeviri sepia
(i.) sepya; mürekkepbalığı.
 
Çeviri sepoy
(i.) Hintli asker, İngiliz ordusuna mensup Hintli asker.
 
Çeviri sepsis
(i.), (tıb.) kana mikrop ve toksin karışması, septisemi.
 
Çeviri sept
(i.) uruk, kabile (özellikle eski İrlanda'da); (sosyol.) (boy.).
 
Çeviri sept
önek, (Lat.) yedi, yedinci.
 
Çeviri septa
(bak.) septum.
 
Çeviri septate
(s.) bölmeli, bölme ile bölünmüş.
 
Çeviri september
(i.) eylül.
 
Çeviri septembrist
(i.) Paris'te 26 eylül 1792 katliamına katılan kimse.
 
Çeviri septenary
(s.), (i.) yediden ibaret, yedi sayısına ait, yedi yılda bir olan veya görülen, yedi yıl süren; (i.) yedi sayısı; yedi kişi veya şey.
 
Çeviri septennial
(s.) yedi yıl süren, yedi yılda bir olan veya görülen. septennially (z.) yedi yılda bir.
 
Çeviri septentrio
(i.), (astr.) Büyükayı.
 
Çeviri septentrional
(s.) kuzeysel, yıldızdan gelen.
 
Çeviri septette
(i.) yedili grup veya takım; (müz.) yedi sesle söylenen veya yedi çalgı ile çalınan parça.
 
Çeviri septic
(s.), (i.), (tıb.) mikrop veya toksinden hâsıl olan; bulaşık, mikroplu; (i.) kan zehirlenmesi meydana getiren madde. septic tank fosseptik.
 
Çeviri septicaemia
(i.), (tıb.) kan zehirlenmesi, septisemi.
 
Çeviri septicidal
(s.), (bot.) ek yerlerinden bölünen veya ayrılan, zardan ayrılan.
 
Çeviri septillion
(i.) Amerikan ve Fransız usulüne göre 24 sıfırlı sayı; İngiliz usulüne güre 42 sıfırlı sayı.
 
Çeviri septuagenarian
(i.) yetmişle yetmiş dokuz yaşları arasında kimse.
 
Çeviri septuagint
(i.) Eski Ahit kitabının MÖ 270'de başlanılan Yunanca tercümesi.
 
Çeviri septum
(i.) (çoğ. ta) (biyol.) bölüm, septum.
 
Çeviri septuple
(s.), (f.) yedi kat; (f.) yediyle çarpmak.
 
Çeviri sepulcher , (ıng.) chre
(i.), (f.) gömüt, sin, mezar, kabir; (f.) gömmek, defnetmek.
 
Çeviri sepulchral
(s.) mezara ait; kasvetli; mezardan geliyor gibi (ses).
 
Çeviri sepulture
(i.) gömme, defin; eski kabir.
 
Çeviri seq.
(kıs.) sequel; sonra gelen, arkası, müteakıp.
 
Çeviri sequacious
(s.) başkasına tabi olma eğiliminde olan; tutarlı, uygun.
 
Çeviri sequel
(i.) devam; son, sonuç, netice.
 
Çeviri sequela
(i.) (çoğ. Iae) (Lat.), (tıb.) bir hastalığı izleyen anormal durum.
 
Çeviri sequence
(i.) ardışıklık; ardıllık, bir birini izleme; sıra, düzen; seri; sonuç, etki; (müz.) ardıllık, artardalık.
 
Çeviri sequent
(s.), (i.) ardışık, ardıl, birbirini izleyen; (i.) sonuç, netice, etki. sequen'tial (s.) seri meydana getiren; ardışık. sequentially (z.) sonucu olarak, neticesinde.
 
Çeviri sequester
(f.) ayırmak, tecrit etmek; (huk.) haczetmek, el koymak, müsadere etmek. sequester oneself tenha bir yere çekilmek. sequestrate (f.) el koymak; kamulaştırmak. sequestra'tion (i.) zapt, müsadere, el koyma; inziva, köşeye çekilme.
 
Çeviri sequestrum
(i.) (çoğ. tra) (tıb.) nekroza uğramış kemik.
 
Çeviri sequin
(i.) eski Venedik Cumhuriyetinin altın sikkesi; pul, payet.
 
Çeviri sequoia
(i.) sekoya, (bot.) Sequoia.
 
Çeviri seraglio
(i.) saray; harem dairesi. the Seraglio Topkapı Sarayı.
 
Çeviri serai
(i.) kervansaray; saray.
 
Çeviri seraph
(i.) (çoğ. phim) en yüksek melekler sınıfından biri. seraphic(al) (s.) meleğe ait, melek gibi, çok güzel. seraph'ically (z.) melek gibi.
 
Çeviri serb
(i.), (s.) Sırp, Sırplı; Sırp dili; (s.) Sırp.
 
Çeviri serbia
(i.) Sırbistan. Serbian (s.), (i.) Sırbistan'a ait; (i.) Sırplı; Sırpça.
 
Çeviri sere
(bak.) sear.
 
Çeviri serein
(i.), (meteor.) tropikal bölgede güneş batmasından hemen sonra bulutsuz gökten yağan çisenti.
 
Çeviri serenade
(i.), (f.), (müz.) serenat; serenat müziği; (f.) serenat çalmak veya söylemek.
 
Çeviri serendipity
(i.) beklenmedik şeyler bulma şansı.
 
Çeviri serene
(s.) berrak, açık, sakin; yüce, âli. His Serene Highness Zati Samileri (Avrupa'da prensler için kullanılan bir unvan). serenely (z.) sakince, sükunetle.
 
Çeviri sereneness, serenity
(i.) sükunet, huzur; durgunluk, berraklık.
 
Çeviri serf
(i.) toprağa bağlı köle, serf. serf'age, serf'dom (i.) serflik, kölelik.
 
Çeviri serge
(i.) serj, yünlü kumaş; şayak.
 
Çeviri sergeant , (ıng.) serjeant
(i.), (ask.) çavuş; komiser muavini; (İng.) eski yüksek davavekilii sergeant at arms parlamentoda güvenlik görevlisi. sergeant major başçavuş.
 
Çeviri serial
(s.), (i.) seri halinde olan; tefrika halinde yayımlanan, devamı olan; (i.) tefrika. serial number seri numarası. serially (z.) tefrika halinde. serialize (f.) tefrika halinde yayımlamak.
 
Çeviri seriatim
(z.) birer birer, sıra ile, seri halinde.
 
Çeviri sericeous
(s.) ipek gibi, atlas gibi; (bot.) üIgerli.
 
Çeviri sericulture
(i.) ipekböcekçiliği, ipekçilik. sericul'turist (i.) ipekböceği yetiştiricisi.
 
Çeviri seriema
(i.) Brezilya ve Paraguay'a özgü kariyama denilen kuş, (zool.) Cariama cristata.
 
Çeviri series
(i.), tek ve (çoğ.) sıra, silsile, seri, dizi. in series sıra halinde, arka arkaya. series winding (elek.) seri sargısı, dizi sargısı.
 
Çeviri serif , ceriph
(i.), (matb.) harfin altında veya üstünde bulunan ince çizgilerden biri.
 
Çeviri serigraph
(i.) dokuma veya kâğıt ve derinin kuvvet ve esnekliğini öIçen aygıt.
 
Çeviri serin
(i.) kanarya, (zool.) Serinus canarius.
 
Çeviri seringa
(i.) Brezilya'da yetişen kauçuk ağacı.
 
Çeviri seriocomic
(s.) hem ciddi hem de güIünçlü.
 
Çeviri serious
(s.) ağır, temkinli, aklı başında, vakarlı, ciddi, ağırbaşlı; gerçek, hakiki; önemli; tehlikeli, vahim. seriously (z.) cidden, ciddi olarak. seriousness (i.) ciddiyet.
 
Çeviri serjeant
(bak.) sergeant.
 
Çeviri sermon
(i.) vaız, dinsel öğüt, hutbe; nasihat, ihtar. sermonette (i.) kısa vaız. sermon'ic (s.) va'za uygun, vaız kabilinden. sermonize (f.) uzun uzadıya nasihat vermek.
 
Çeviri sero
önek seromla ilgili.
 
Çeviri serology
(i.) serom ve tesirlerinden bahseden ilim.
 
Çeviri serous
(s.) seroma ait, seroma benzer, serom meydana getiren. serous membrane yürek zarı, karınzarı.
 
Çeviri serpent
(i.) yılan; iblis; yılan gibi hain adam; eskiden kullanılan yılankavi bir nefesli çalgı.
 
Çeviri serpentine
(s.), (i.) yılankavi, yılan gibi kıvrılan; (i.) yılantaşı.
 
Çeviri serpigo
(i.), (tıb.) vücuda yayılan herhangi bir cilt hastalığı. serpiginous (s.), (tıb.) cilt hastalığı olan, yayılan.
 
Çeviri serrate , serrated
(s.) testere dişli (yaprak), serrat. serra'tion, serrature (i.) testere gibi dişli oluş, testere dişi.
 
Çeviri serried
(s.) sıkı sıra halinde.
 
Çeviri serrulate , lated
(s.) pek ince testere dişli.
 
Çeviri serum
(i.) (çoğ. s, ra) serom.
 
Çeviri serval
(i.) Afrika'ya özgü siyah benekli ve uzun bacaklı yaban kedisi, (zool.) Felis serval.
 
Çeviri servant
(i.) hizmetçi, uşak; köle, kul; besleme, yanaşma. servant boy uşak. servant girl hizmetçi kız. fellow servant kapı yoldaşı. public servant memur, devlet memuru. your humble servant, your obedient servant bendeniz, kulunuz.
 
Çeviri serve
(f.), (i.) hizmet etmek, hizmetini görmek, hizmetkarı olmak; yardım etmek; kulluk etmek; tapmak; emrini yerine getirmek; müşteriye bakmak; servis yapmak; işe yaramak, işine gelmek, işini görmek; uygun olmak; yetişmek, elvermek, kâfi gelmek; doldurup ateşlemek (top); tebliğ etmek; müddetini tamamlamak; (hapis cezası) çekmek; (erkek hayvan) çiftleşmek; spor servis atmak; (i.), tenis oyun başlangıcında topa vurma. serve a summons celpnameyi eline vermek. It serves him right ! Oh olsun ! Yapmayaydı. Önceden düşüneydi. Söz dinleseydi. Ettiğini buldu. serve notice hizmetinden çıkacağını bildirmek. serve out dağıtmak, taksim etmek. serve time hapis cezasını çekmek. serve up sofraya koymak (yemek), servis yapmak.
 
Çeviri server
(i.) hizmetçi; servis atan oyuncu; tepsi.
 
Çeviri servia
(bak.) Serbia.
 
Çeviri service
(f.) bakımını sağlamak, onarmak; teçhizatını tamamlamak; yardım etmek; (erkek hayvan) çiftleşmek.
 
Çeviri service
(i.) hizmet, görev; iş; merasim, tören, ayin, ibadet; askerlik; yarar, fayda, yardım; çay takımı; (huk.) tebliğ; memuriyet, resmi iş; spor servis. service book dua kitabı. service cap asker veya subay kasketi. service court spor servis atılırken topun içine düşmesi gereken alan. service line spor servis çizgisi. service station benzin istasyonu. service stripe bir asker veya memurun hizmet süresini gösteren kol şeridi, kolçak. service tree üvez, (bot.) Sorbus domestica. service uniform askeri elbise, üniforma. active service askerlik hizmeti. at your service emrinize amade. be of service yardımı dokunmak, yardım etmek. civil service devlet memurluğu. diplomatic service dışişleri teşkiIâtı. jury service jüride çalışma görevi. on active service (ask.) fiili görevde. public service kamu hizmeti. secret service gizli polis teşkilatı. see service hizmet görmek. take service with hizmetine girmek.
 
Çeviri serviceable
(s.) işe yarar, elverişli, kullanışlı, faydalı, yararlı, lüzumlu; hizmete alışkın, dayanıklı. serviceableness (i.) fayda, yarar, kullanışlılık. serviceably (z.) faydalı bir surette.
 
Çeviri serviceman
(i.) asker; tamirci.
 
Çeviri serviette
(i.), (İng.) sofra peçetesi.
 
Çeviri servile
(s.) alçak, gurursuz, hakir, aşağılık; köleye veya hizmetçiye ait; köleye yakışır, köle olarak kullanılan. servilely (z.) köle gibi. servileness, servility (i.) gurursuzluk.
 
Çeviri servitor
(i.) hizmetçi, uşak.
 
Çeviri servitude
(i.) kulluk, kölelik; ceza olarak verilen iş mahkumiyeti; (huk.) irtifak hakkı.
 
Çeviri sesame
(i.) susam, (bot.) Sesamum indicum. sesame oil susam yağı, tahin.
 
Çeviri sesamoid
(s.) (i.) (anat.) susam şeklindeki, susamsı; (i.) susamsı kemik.
 
Çeviri sesqui
önek bir buçuk.
 
Çeviri sesquicentennial
(s.), (i.) yüz ellinci seneye ait; (i.) yüz ellinci yıldönümü.
 
Çeviri sesquipedalian
(s.), (i.) uzun kelimeler kullanmaya meraklı (kimse).
 
Çeviri sessile
(s.), (bot.) sapsız yaprak gibi doğrudan doğruya yapışık olan, sesil; (zool.) yerleşmiş.
 
Çeviri session
(i.) toplantı süresi; celse, oturum; toplantı; bazı kiliselerde idare heyeti.
 
Çeviri sesterce
(i.) bir çeyrek dinar kıymetinde eski bir Roma sikkesi.
 
Çeviri sestertium
(i.) (çoğ. tia) eski bir Roma parası.
 
Çeviri sestet
(i.) sonenin son altı mısraı; (müz.), (bak.) sextet.
 
Çeviri sestina
(i.) bir çeşit gazel.
 
Çeviri set
(i.) duruş, oturuş; batma, batış, gurup; akıntı veya rüzgarın yönü; fide; testere dişlerinin çaprazlanması; meyil, eğilim temayül; mizanpli; tenis set; briç yenilgi. set square gönye. a dead set engel, mâni; av köpeğinin avı göstermesi.
 
Çeviri set
(i.) takım, grup, klik; seri; tiyatro dekor, stüdyo düzlüğü; (sin.) set; televizyon veya radyo alıcısı; (mat.) dizi. a set of teeth diş takımı. dinner set sofra takımıi the fast set hızlı yaşayanlar grubu.
 
Çeviri set
(s.) belirli, muayyen; ayarlanmış; adetlere uygun; yerleşmiş; aynı, basmakalıp; verilmiş; değişmez; hazır; düzenli, muntazam.
 
Çeviri set
(f.) (set, ting) koymak, yerleştirmek; batmak, kaybolmak; kuluçkaya yatırmak, kuluçka makinasına koymak; pekiştirmek; dondurmak, katılaştırmak; kurmak, ayarlamak; hazırlamak; doğrultmak, kırık veya çıkığını yerine oturtmak; yön vermek; kakma işi yapmak; bahse girişmek; (saç) sarmak, mizanpli yapmak; (müz.) bestelemek; tayin etmek; donatmak, tanzim etmek; bulup yerini göstermek (av köpeği); (matb.) dizmek, tertip etmek; dikmek (fidan); pekişmek, katılaşmak, donmak; yönelmek. set about başlamak, girişmek, koyulmak, teşebbüs etmek. set afloat yüzdürmek. set against mukayese etmek, tartmak; kışkırtmak, aleyhine çevirmek. set apart bir kenara ayırmak, ayrı koymak; ayırmak, tahsis etmek. set a price on someone's head aranılan bir kimsenin kellesine fiyat biçmek. set aside bir tarafa koymak; lağvetmek, feshetmek, iptal etmek; kenara bırakmak. set at ease yatıştırmak, teskin etmek, rahatlatmak, sıkıntısını gidermek. set at large serbest bırakmak. set at naught hiçe saymak. set at work işe başlatmak. set back geri bırakmak, geri almak, ilerlemesini engellemek. set back on one's heels şaşkına çevirmek. set before önüne koymak, göstermek, anlatmak, arzetmek. set bread hamura maya katmak ve dinlendirmek. set by bir kenara koymak, ilerisi için saklamak. set by the ears boğuşmak. set down indirmek, yere koymak; yazmak, kaydetmek; alçaltmak, kibrini kırmak. set eyes on görmek; göz koymak. set fire to tutuşturmak, ateşe vermek. set foot in (bir yere) ayak basmak. set forth zikretmek, beyan etmek, meydana koymak, ileri sürmek; yola koyulmak. set forward ileri koymak, ilerletmek. set free serbest bırakmak, salıvermek. set in başlamak; sahile doğru esmek, sahile doğru ilerlemek (met). set in order sıraya koymak, düzeltmek. set loose başıboş bırakmak, serbest bırakmak, salıvermek. set off ayrı koymak; etkilemek; yola çıkmak; fitillemek; göstermek; belirginleştirmek, süslemek. set on saldırtmak, kışkırtmak; üzerine koymak. set on edge kamaştırmak (diş); sinirlendirmek. set on end dikmek, dikine koymak. set on fire tutuşturmak, ateşe vermek. set on foot başlatmak. set one's cap for (k.dili) kancasını takmak, birinin peşini bırakmamak (evlenmek maksadıyle). set one's heart on ele geçirmeye veya yapmaya azmetmek. set out yola çıkmak, koyulmak, başlamak; sınırlarını belirtmek; yaymak, göz önüne sermek; resmetmek; daldırmak (fidan). set out for yola çıkmak. set out on başlamak. set out to e kalkışmak, e koyulmak. set over mesuliyeti yüklemek. set right düzeltmek, tashih etmek. set sail yelken açmak, denize açılmak (gemi). set store by çok kıymetli saymak. set the fashion moda çıkarmak, örnek olmak. set the pace yarışta nasıl koşulacağını göstermek. set the teeth çaprazlamak (testere). set the watch nöbet dağıtmak. Set them up! İçkiler benden ! set to girişmek, başlamak. set to music bestelemek. set to rights düzeltmek, tashih etmek. set up havaya dikmek; açmak; kurmak, tesis etmek; işe başlatmak; yükseltmek (ses); ileri sürmek; mevkiini yükseltmek; harflerini dizmek; dik durdurmak; kendine getirmek; gerip tam yerine getirmek (yelken). set up a loud noise yaygarayı basmak. set up housekeeping ev açmak. set upon üzerine saldırmak veya saldırtmak.
 
Çeviri seta
(i.) (çoğ. setae) (biyol.) domuz kılına benzer sert uzantı; ince diken.
 
Çeviri setaceous
(s.) sert kıllı; domuz kılı gibi.
 
Çeviri setback
(i.) aksilik, işin ters gitmesi; ters akıntı; (mim.) yüksek binalarda üst katların alt katlara nazaran daha geriden inşa edilmesi.
 
Çeviri setiferous
(s.) sert kıllı.
 
Çeviri setiform
(s.) domuz kılı şeklinde.
 
Çeviri setoff
(i.) karşılık, mukabil; (huk.) borca mukabil sayılan borç; (mim.) çıkıntı.
 
Çeviri seton
(i.), (tıb.) kıl fitili, bundan çıkan cerahat.
 
Çeviri settee
(i.) kanepe.
 
Çeviri setter
(i.) dizici; seter (av köpeği).
 
Çeviri setting
(i.) kakılmış şey, mücevher yuvası; bir defada kuluçkaya konulan yumurtalar; tiyatro dekor; konunun geçtiği yer ve zaman, ortam; batma, gurup; bir kişilik yemek takımı; beste.
 
Çeviri settle
(f.), (i.) yerleştirmek, yerleşmek; düzeltmek; sakinleştirmek; dibe çökmek, posasını çöktürmek; durulmak; (k.dili) hesaplaşmak; karara varmak; ödemek, hesabı kapatmak; iskân ve imar etmek; bir karara bağlamak, halletmek; konmak (kuş); oturmak (temel); katileştirmek. settle accounts hesaplaşmak, hıncını almak. settle down yerleşmek, oturmak. settle in yerleşmek; (kış) bastırmak. settle on karar vermek; (huk.) (irat, nafaka) bağlamak. settle one's hash (k.dili) hakkından gelmek, göstermek, pes dedirtmek. settle the stomach karın ağrısını geçirmek. settle up hesap görmek. That settles it ! Tamam işte ! settled (s.) yerleşik; sabit; halledilmiş.
 
Çeviri settlement
(i.) yerleşme, oturma; kararlaştırma; halletme; hesap görme; duvarın veya toprak setin biraz çöküp oturması; yeni sömürge; yeni iskan edilmiş yer; ev, mesken; (huk.) irat bağlama. settiement house şehrin fakir semtlerinde kurulan yardım yurdu.
 
Çeviri settler
(i.) yeni bir yere yerleşen göçmen.
 
Çeviri settling
(i.) yerleşme; halletme; (çoğ.) tortu, posa.
 
Çeviri setto
(i.) çarpışma, tokuşma.
 
Çeviri setup
(i.), ABD, (k.dili) durum, vaziyet; ABD, argo kolaylıkla kazanılacak şekilde planlanmış maç; ABD, (k.dili) içkiye katılan buz ve soda; ABD, (k.dili) lokantada sofra takımı; fiziksel yapı; duruş.
 
Çeviri seven
(s.), (i.) yedi; (i.) yedi sayısı veya rakamı (7, Vll); yedili iskambil kâğıdı. seven fold (i.), (z.) yedi kat, yedi misli. seven won ders of the world dünyanın yedi harikası.
 
Çeviri seventeen
(s.), (i.) on yedi seventeenyear locust krizalit devresini on yedi senede toprak altında tamamlayan bir cins çekirge. seventeenth (s.) on yedinci; on yedide bir.
 
Çeviri seventh
(s.), (i.) yedinci; yedide bir; (i.) yedide bir kısım; yedinci şey; (müz.) yedili. seventh day yedinci gün, cumartesi günü. seventh heaven büyük mutluluk; göğün yedinci tabakası, yedinci gök.
 
Çeviri seventy
(s.), (i.) yetmiş (sayısı) sev entieth (s.) yetmişinci; yetmişte bir.
 
Çeviri sever
(f.) ayırmak, bölmek, tefrik etmek; koparmak; ayrılmak. severable (s.) ayrılabilir; kesilebilir.
 
Çeviri several
(s.) birkaç, çeşitli, muhtelif; ayrı, başka, münferit, tek; (huk.) özlük, şahsi. severally (z.) birer birer, ayrı ayrı, tek tek.
 
Çeviri severalty
(i.), (huk.) ayrılık, müstakil olma; ferdi mülkiyet. in severalty (huk.) ferdi olarak (mülkiyet).
 
Çeviri severance
(i.) ayırma, ayrılma, alakayı kesme. severance pay işten ayrılma tazminatı.
 
Çeviri severe
(s.) sert, şiddetli, haşin; fazla ciddi; kasvetli. severely (z.) şiddetle. severeness, severity (i.) şiddet, sertlik.
 
Çeviri sevres
(i.), Sevres ware Sevr şehrinde yapılan porselen. Sevres blue bu porselenin mavi rengi.
 
Çeviri sew
(f.) (sewed veya sewn) dikmek, dikiş dikmek. sew on üzerine dikmek, dikerek iliştirmek. sew up dikip kapamak; (k.dili) başarmak, halletmek.
 
Çeviri sewage
(i.) Iağım pisliği. sewage disposal lağım pisliğini yok etme veya kullanılır hale koyma sistemi, lağım boşaltma usulü.
 
Çeviri sewer
(i.) dikici.
 
Çeviri sewer
(i.) Iağım. sewer system kanalizasyon.
 
Çeviri sewerage
(i.) kanalizasyon; lağım pisliği.
 
Çeviri sewing
(i.) dikiş, dikilecek veya dikilmiş şey. sewing circle bir araya ge!erek yardım için dikiş diken kadınlar. sewing machine dikiş makinası. sewing silk ibrişim. sewing woman dikişçi kadın.
 
Çeviri sewn
(bak.) sew.
 
Çeviri sex
(i.) seks, eşey, cinslik, cinsiyet. sex appeal cinsi cazibe, seksapel. sexless (s.) eşeysiz, cinsliksiz, cinsiyetsiz.
 
Çeviri sex
önek altı.
 
Çeviri sexagenarian
(s.), (i.) altmışa ait; (i.) altmış ile yetmiş yaşları arasındaki kimse, altmışlık kimse.
 
Çeviri sexagenary
(s.), (i.) altmış, altmışar; altmış yaşındaki; (i.) altmışlık kimse.
 
Çeviri sexagesimal
(s.) altmış sayısına ait.
 
Çeviri sexcentenary
(s.), (i.) altı yüz; (i.) altı yüz yıllık devre; altı yüzüncü yıldönümü.
 
Çeviri sexennial
(s.), (i.) altı senede bir olan; altı sene süren; (i.) altı senede bir yapılan şey. sexennially (z.) altı senede bir.
 
Çeviri sexology
(i.) seksoloji, cinslik bilim.
 
Çeviri sextan
(s.), (i.), (tıb.) altı günde bir gelen (nöbet).
 
Çeviri sextant
(i.) sekstant, gemicilikte bir gökcisminin yüksekliğini ölçen alet.
 
Çeviri sextette
(i.), (müz.) altı sesle söylenen veya altı çalgı ile çalınan parça: altılı koro veya orkestra; altılı takım.
 
Çeviri sextile
(s.), (i.) iki gezegen arasındaki altmış derecelik mesafeye ait; (i.), (astr.) bir birinden altmış derecelik mesafe ile ayrılmış iki gökcismi.
 
Çeviri sextillion
(i.) Amerikan ve Fransız usulüne göre 21 sıfırlı sayı; İngiliz usulüne göre 36 sıfırlı sayı.
 
Çeviri sextodecimo
(s.), (i.) on altı yapraklı kağıt tabakası; (i.) ortalama 10x15 cm ebadında olan kitap, (kıs.) 16 mo. veya 16 derece.
 
Çeviri sexton
(i.) zangoç; küçük ölü hayvanları gömen bir cins böcek, (zool.) Necrophorus.
 
Çeviri sextuple
(s.), (f.) altı kat, altı misli; (f.) altı ile çarpmak.
 
Çeviri sextuplet
(i.) bir batında doğan altı çocuktan biri; altılı takım.
 
Çeviri sexual
(s.) cinsiyete ait, cinsi, seksüel; (biyol.) cinsiyeti olan. sexual intercourse cinsel ilişki. sexual organs tenasül uzuvları. sexuality (i.) cinsiyet; seks kuvvetine sahip olma. sexually (z.) cinsel bakımdan.
 
Çeviri sexy
(s.), (k.dili) seksi cinsel arzu uyandıran.
 
Toplam 494 sonuç listeleniyor
Copyright © Dogrusozluk.com