Sözlük
Sponsor Bağlantılar
Çevir

EN 'for' sonuçları
Çeviri for
(kıs). foreign, forestry.
 

3D Oyunlar
Türkiye'nin en güzel ve ilk 3d oyun sitesi - 3doyunlar.net

 
Çeviri for
edat bağlaç için, -e; uğruna; şerefine; -den dolayı sebebi ile, cihetten; -e mukabil, karşı; uygun; yerine; hususunda, dair; göre; baglaç çünkü, zira. for all I know bildiğime göre. for all that herşeye rağmen. forall the world ne pahasına olursa olsun, dünyada; tıpkı, aynen. for cash peşin para ile. for good bütün bütün, temelli olarak. for life hayat boyunca. for many miles around bütün civarda. for months aylardan beri; aylarca. for my part kendi hesabıma, bana kalırsa. for my sake hatırım için. for once bir kerecik, bir defacık. for reform yenilik taraftarı, devrimci. for sale satılık. for the life of me başım hakkı için, vallahi. for the second time ikinci defa olarak. as for me bana gelince. be tried for his life idam talebiyle yargılanmak. care for bakmak, meşgul olmak; sevmek; arzu etmek. For shame ! Ne ayıp! fit for nothing hiç bir işe yaramaz, beş para etmez. go for almaya gitmek; (k).dili kabul etmek, istemek. go for a walk yürüyüşe çıkmak. Go for it! Saldır ! Davran! hard up for money para sıkıntısında. He was hanged for a pirate. Korsan diye asıldı. I for one do not believe it. Kendi hesabıma ben inanmıyorum. If it weren't for you... Siz olmasaydınız... Is he the man for the job? O bu işin adamı mı? It is for you to make the move. Bu işe siz önayak olmalısınız. işe girişmek size düşer. It's time for school. Okul zamanı geldi. Iast for many hours saatlerce sürmek. He has left for India. Hindistan'a hareket etti. Iong for hasretini çekmek, özlemek, çok istemek, canı çekmek. mistaken for him ona benzetilmiş. not long for this world ölumü yakın, (colloq). suyu kaynamış. notorious for -e adı çıkmış, ile meşhur. Now we are in for it. Çattık belâya ! Oh, for wings ! Keşke kanatlarım olsaydı! pay for ödemek. ready for dinner yemeğe hazır. shift for oneself kendini geçindinmek. So much for that. Bu hususta şimdilik bu kadar yeter. take him for a robber onu hırsız sanmak. Things look bad for you. işleriniz kötü görünüyor. a belt for ten liras on liralık kemer. time for work işe uygun zaman. use a book for a desk sıra yerine kitap kullanmak. too beautiful for words sözle tarif edilemeyecek kadar güzel. tooth for tooth dişe diş. tremble for üzerine titremek. walk for two miles iki mil yürümek. What for? Niçin? Neden? word for word harfiyen, kelimesi kelimesine.
 
Çeviri forage
(i)., (f). hayvan yemi, ot, saman, arpa; yiyecek peşinde koşma; (f). yiyecekleri yağma etmek; yiyecek temin etmek için uğraşmak; yem veya yiyecek tedarik etmek. forage cap (Ing). bir çeşit piyade veya subay başlığı.
 
Çeviri foramen
(i). (çoğ. ramina) (anat)., (zool). küçük delik. foramen magnum (anat). kafatası altındaki büyük delik. foramen occipitale magnum (anat). artkafa büyük deliği. foraminated (s)., (anat). ufak delikli.
 
Çeviri foraminifer
(i)., (zool). delikliler takımından bir deniz hayvanı.
 
Çeviri forasmuchas
madem ki.
 
Çeviri foray
(i)., (f). çapul; akın; (f). yağma etmek, çapulculuk etmek.
 
Çeviri forbade
(bak). forbid.
 
Çeviri forbear
(f). (bore, borne) kaçınmak, sakınmak, çekinmek. forbearance (i). kaçınma, sakınma; sabır, tahammül, kendini tutma. forbearina (s). sabırlı tahammüllü dayanıklı.
 
Çeviri forbid
(f). (bade, bidden, bidding) menetmek, yasaklamak, yasak etmek. God forbid ! Allah esirgesin ! forbidden (s). yasak, yasaklanmış. Forbidden City Tibet deki Lhasa şehri; Pekin'deki eski yasak bölge. forbidden degrees nikâh düşmeyen akrabalık dereceleri. forbidden fruit ahlâkdışı zevk.
 
Çeviri forbidding
(s). sert, haşin, ürkütücü nahoş.
 
Çeviri forbore
(bak). forbear.
 
Çeviri force
(i). güç, kuvvet, kudret; zor, cebir şiddet, baskı, tazyik; hüküm, tesir; (fiz). güç, kuvvet. force feed (mak). tazyikli yağlama, force majeure karşı konulmaz kuvvet, fors majör. force pump (mak). alavereli tulumba, baskılı tulumba. force of circumstamces durum gereği. air force hava kuvvetleri. by force of etkisiyle. by (main) force zorla, cebren. in force büyük kuvvetlerle, bütün kuvvetiyle; tedavülde, muteber, geçerli; yü rürlükte. Iand forces kara kuvvetleri. naval forces deniz kuvvetleri.
 
Çeviri force
(f). zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek; tazyik etmek, sıkıstırmak; zorla almak; ırzına geçmek; (bahç). suni usullerle turfanda meyva, sebze ve çiçek yetiştirmek. force a smile zorla gülümsemek. force ones hand acele karar vermeye zorlamak. force one's way zorla yol katetmek. force the door kapıyı zorlamak. force the game fazla sayı kazanmak için oyunu tehlikeye sokmak. force the pace sürati artırmak, işi veya gidişi hızlandırmak. forced draft ateşe tazyikle verilen hava; aşırı çalışmaya zorlama. forced labor zorla çalıştırma, angarya; angaryaya zorlanan işçiler. forced landing (hav). mecburi iniş. forced loan (tic). mecburi borçlanma. forced march (ask). zoraki yürüyüş'. forced sale mecburi satış. forcing pit (bahç). bitkileri çabuk yetiştirmek için ısı verici maddeleri havi çukur.
 
Çeviri forcefeed
(f). zorla yedirmek.
 
Çeviri forceful
(s). kuvvetli, şiddetli, güçlü; etkili, tesirli. forcefully (z). kuvvetle, şiddetle, zorla. forcefulness (i). kuvvet, şiddet, güç; etkili oluş.
 
Çeviri forcemeat
(i). baharatlı kıyma.
 
Çeviri forceps
(i)., (tıb). pens forseps.
 
Çeviri forcible
(s). zora dayanan: mecburi; canlı; etkili, tesirli, ikna edici. forcibleness (i). mecburi oluş; etkili oluş; canlılık. forcibly (z). zorla, mecburi olarak; etkili olarak.
 
Çeviri ford
(i)., (f). ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer; (f). sığ yerden yürüyerek geçmek. fordable (s). yürüyerek geçilebilir.
 
Çeviri fore
(s)., (i). ön taraftaki, öndeki; ilk; daha evvelki; (i). ön; önde olan şey; (den). baş taraf, pruva. come to the fore başa geçmek, öne geçmek. the fore part ön taraf, baş taraf.
 
Çeviri fore
(z)., ünlem ön tarafta, baş tarafta önde; ünlem Dikkat ! (golf oyununda önde bulunanlara tehlikeyi ihtar için bağırma). fore and aft (den). bas ve kıç istikametinde (gemi).
 
Çeviri fore
önek önde veya önceden.
 
Çeviri forearm
(i)., (anat). önkol,kolun dirsekle bilek arasındaki kısmı.
 
Çeviri forearm
(f). önceden silâhlandırmak.
 
Çeviri forebear
(i)., (gen). (çoğ). ata cet.
 
Çeviri forebode
(f). önceden haber vermek; (özellikle uğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. foreboding (i). kötü bir şeyin vuku bulacağını önceden hissetme, önsezi.
 
Çeviri forecast
(i). tahmin, hava tahmini.
 
Çeviri forecast
(f). (cast veya casted) önceden tahmin etmek; belirtisi olmak: tasarlamak.
 
Çeviri forecastle
(i)., (den). baş kasarası.
 
Çeviri foreclose
(f). (huk). parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak; imkânsızlaştırmak, engellemek; önceden halletmek.
 
Çeviri foreclosure
(i)., (huk). ipotekli malı sahibinin kaybetmesi, hakkın düşmesi.
 
Çeviri forecourt
(i). ön avlu ön bahçe.
 
Çeviri foredeck
(i)., (den). güvertenin ön tarafı, bilhassa palavranın ön tarafı.
 
Çeviri foredoom
(f). önceden mahkum etmek.
 
Çeviri forefather
(i). ata, cet.
 
Çeviri forefinger
(i). işaret parmağı.
 
Çeviri forefoot
(i). ön ayak.
 
Çeviri forefront
(i). en öndeki yer, ön taraf, ön sıra.
 
Çeviri foregather
(bak). forgather.
 
Çeviri forego
(bak). forgo.
 
Çeviri forego
(f). (went, gone) önce gitmek.
 
Çeviri foregone
(s). önceden gitmiş, geçmiş; bitmiş. foregone conclusion kaçınılmaz sonuç, mukadder olan şey.
 
Çeviri foreground
(i). ön plan. in the foreground ön planda, ön tarafta, göze çarpacak yerde.
 
Çeviri forehand
(i)., (s)., tenis sağ vuruş, forhend; atın boynu ve omuzları; menfaatli mevki; (s). sağ vuruşla yapılan; önderlik eden; önceden yapılan.
 
Çeviri forehanded
(s)., (A.B.D). ihtiyatlı, tedbirli.
 
Çeviri forehead
(i). alın; herhangi bir şeyin ön tarafı veya cephesi.
 
Çeviri foreign
(s). yabancı, ecnebi; harici, dış; ilgisi olmayan. foreign accent yabancı aksanı. foreign affairs dışışleri. foreign-born (s). ikamet ettiği memleketten başka bir memlekette doğmuş. foreign exchange döviz; döviz alım satımı. foreign minister dış işleri bakanı. foreign office dışişleri bakanlığı. foreign to one's nature kendi tabiatına aykırı. foreign trade dış ticaret. foreigner (i). yabancı, ecnebi. foreignness (i).ecnebilik, yabancılık; uygunsuzluk, münasebetsizlik.
 
Çeviri forejudge
(bak). forjudge.
 
Çeviri forejudge
(f). önceden hüküm vermek.
 
Çeviri foreknow
(f). (knew, known) önceden bilmek. foreknow'ledge (i). önceden bilme, önceden alınan haber.
 
Çeviri foreland
(i). burun, çıkıntı; bir şeyin önündeki arazi parçası.
 
Çeviri foreleg
(i). (hayvanlarda) ön ayak.
 
Çeviri forelock
(i). alın üzerine sarkan saç demeti perçem; (mak). başlık çivisi, kilit pini. take time by the forelock fırsatı yakalamak, fırsatı kaçırmamak.
 
Çeviri foreman
(i). ustabaşı, baş kalfa; reis, başkan, özellikle jüri başkanı.
 
Çeviri foremast
(i)., (den). baş direği, pruva direği.
 
Çeviri foremost
(s)., (z). başta gelen, en öndeki; (z). başta. first and foremost en başta, evvelâ. head foremost başı önde; çekinmeden.
 
Çeviri forename
(i). birinci isim, küçük isim, şahıs ismi, vaftiz ismi. forenamed (s). yukarıda ismi geçen, mezkur.
 
Çeviri forenoon
(i). öğleden evvel, sabah.
 
Çeviri forensic
(s). mahkeme veya munazaraya ait, munazara kabilinden. forensic medicine adli tıp.
 
Çeviri foreordain
(f). evvelden takdir etmek, önceden tayin ve tertip etmek. foreordination (i). kader, takdir, kısmet.
 
Çeviri forepart
(i). ön taraf, ilk kısım.
 
Çeviri forequarters
(i)., (kasap). ön ayak ve yanındaki kısımlar.
 
Çeviri forerun
(f). (ran, run) önden koşmak, koşup geçmek, önünden gitmek; müjdelemek. forerunner (i). selef; cet, ata; müjdeci, haberci.
 
Çeviri foresail
(i)., (den). trinketa yelkeni.
 
Çeviri foresee
(f). (saw seen) önceden görmek ileriyi görmek, önceden bilmek.
 
Çeviri foreshadow
(f). önceden ima etmek, (colloq). dokundurmak.
 
Çeviri foresheet
(i)., (den). trinketa yelkeninin bir kısmı; (çoğ). kayığın ön tarafı.
 
Çeviri foreshore
(i). inme sırasında suların çekildiği kıyı.
 
Çeviri foreshorten
(f). (güz. san). resimde yandan görülen bir şeyin boyunu kısa göstermek.
 
Çeviri foreshow
(f). (showed, shown) önceden göstermek, önceden söylemek.
 
Çeviri foresight
(i). ihtiyat, tedbir, önceden görme, basiret.
 
Çeviri foreskin
(i)., (anat). sünnet derisi, gulfe.
 
Çeviri forest
(i)., (f). orman; (f). ağaç dikip orman haline getirmek, ağaçlandırmak.
 
Çeviri forestay
(i)., (den). pruva ana istralyası.
 
Çeviri forester
(i). ormancı; siyah bir cins pervane, (zool). Ageristus; bir çeşit büyük kanguru, (zool). Macropus giganteus.
 
Çeviri forestry
(i). ormancılık; orman, ormanlık.
 
Çeviri foretaste
(i). önceden alınan tat; önceden tadına varma.
 
Çeviri foretell
(f). (told telling) önceden haber vermek; kehanette bulunmak.
 
Çeviri forethought
(i). ihtiyat, tedbir; basiret; evvelden düşünme.
 
Çeviri foretime
(i). geçmiş zaman.
 
Çeviri foretoken
(i)., (f). ihtar, bir şeyin olacağına dair belirti; (f). evvelden uyarmak, ikaz etmek.
 
Çeviri foretop
(i). (den). pruva çanaklığı.
 
Çeviri foretopgallantsail
pruva babafingo yelkeni.
 
Çeviri foretopmast
(i). pruva gabya çubuğu.
 
Çeviri foretopsail
(i). pruva gabya yelkeni.
 
Çeviri forever
(z)., (ing). for ever ebediyen daima: mütemadiyen, durmadan. forevermore (z). ebediyen, ilelebet.
 
Çeviri forewarn
(f). önceden ikaz etmek, uyarmak.
 
Çeviri forewoman
(i). başkalfa kadın: jurinin kadın başkanı.
 
Çeviri foreword
(i). önsöz mukaddeme.
 
Çeviri foreyard
(i)., (den). trinketa.
 
Çeviri forfeit
(i). (s). (f). ceza olarak bir şeyin veya hakkın kaybedilmesi; (s). ceza olarak kaybedilmiş; (f). ceza olarak kaybetmek. forfeitable (s). ceza olarak kaybedilebilir.
 
Çeviri forfeiture
(i). ceza olarak kaybetme.
 
Çeviri forficate
(s)., (zool). uzun çatallı (kuş kuyruğu).
 
Çeviri forgather
(f). toplanmak, içtima etmek, bir araya gelmek; rastlamak, tesadüfen görmek; ahbap olmak, sohbet etmek.
 
Çeviri forgave
(bak). forgive.
 
Çeviri forge
(f). ağır ve devamlı ilerlemek. forge ahead yarışta başa geçmek; ilerlemek.
 
Çeviri forge
(i)., (f). demirci ocağı, demirhane, demir imalâthanesi; (f). demiri ocakta kızdrıp işlemek, dövmek; sahtesini yapmak.
 
Çeviri forger
(i). sahte imza atan kimse, sahtekârlık eden kimse; demirci, demir döven kimse.
 
Çeviri forgery
(i). sahte şey; sahte imza; sahtekârlık sahte imza atma.
 
Çeviri forget
(f). (got, gotten, getting) unutmak, hatırından çıkarmak, hatırlayamamak; ihmal etmek. forget oneself diğerkâmlık etmek, kendini düşünmemek; kendini unutmak, kendinden geçmek; düşünceye dalmak. forget about a thing bir şeyi büsbütün unutmak. forgettable (s). unutulabilir.
 
Çeviri forgetful
(s). unutkan, ihmalci; savsak, dikkatsiz. forgetfully (z). unutkanlıkla. forgetfulness (i). unutkanlık, ihmal.
 
Çeviri forgetmenot
(i). unutmabeni, (bot). Myosotis palustris.
 
Çeviri forgive
(f). (gave, given) affetmek, bağışlamak. forgivable (s). affedilebilir. forgiveness (i). af, bağışlama, bağışlanma, mağfiret. forgiving (s). affeden, merhametli. forgivingly (z). affederek, merhametle. forgivingness (i). affetme hasleti, bağışlama.
 
Çeviri forgo
(f). (went, gone) vaz geçmek, sarfınazar etmek.
 
Çeviri forjudge
(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.
 
Çeviri fork
(i)., (f). çatal; (bahç). bel; yol veya nehrin çatallaşan yer veya kolu; (f). çatallaşmak; ayrılmak; yerden bitmek (mısır); çatal şekli vermek, çatallaştırmak; ayrılmak; çatalla kaldırmak; savurmak; (bahç). bellemek. fork lift (mak). çatallı kaldırıcı. fork out, fork over, fork up argo teslim etmek, tediye etmek, (para) vermek, ödemek. forktailed (s). çatal kuyruklu. tuning fork diyapazon.
 
Çeviri forked
(s). çatal şeklinde, çatallı, kollara ayrılmış. forked lightning zikzaklı şimşek.
 
Çeviri forlorn
(s). ümitsiz, meyus; terkedilmiş, metruk, sahipsiz, kimsesiz, ıssız. forlorn hope boş ümit; ümitsiz bir teşebbüs; fedailer takımı. forlornly (z). ümitsizce.
 
Çeviri form
(i). şekil, biçim, suret; beden, vücut, kalıp, cisim; cins, sınıf; tarz, usul, teamül; spor form; fiş, müracaat fişi; gelenek, etiket, hal; üslup; (matb). forma; (ing). (okullarda) sınıf: first form orta bir. bad form (ing). etikete aykırı davranış, uygunsuz tavır. form leeter basılmış hazır mektup. for forms sake adet yerini bulsun diye. in due form usul dairesinde. in good form iyi halde, keyfi yerinde. out of form pek iyi halde olmayan, keyifsiz; biçimsiz; spor formunda olmayan.
 
Çeviri form
(f). biçimlendirmek, şekil vermek; teşkil etmek, yapmak; düzenlemek, tertip etmek; edinmek, geliştirmek; kurmak; şekil almak; hasıl olmak, gelmek, çıkmak, zuhur etmek. form an opinion fikir edinmek.
 
Çeviri formal
(s)., (i). resmi, usule uygun; biçimsel, şekli; (i). tuvalet, gece elbisesi. formal analogy (man). biçimsel karşılaştırma. formal call resmi ziyaret. formal garden geometrik şekillere göre düzenlenmiş şişek bahçesi. formal logic (man). yapısal mantık; genel mantık. formally (z). resmi olarak, usulen, resmen.
 
Çeviri formaldehyde
(i)., (kim). formaldehit, formol.
 
Çeviri formalism
(i). biçimselcilik, şekilcilik, dış görünüşe ve davranışlara önem verme.
 
Çeviri formalist
(i). biçimci kimse; resmiyet taraftarı.
 
Çeviri formality
(i). resmi olma, resmiyet; biçimcilik; formalite, usul, âdet.
 
Çeviri formalize
(f). resmileştirmek; şekil vermek; resmi olmak, teklifli olmak.
 
Çeviri format
(i)., (matb). kitabın genel düzeni; (program) genel biçim.
 
Çeviri formation
(i). şekil verme, düzenleme; tertip; oluş, teşekkül, formasyon; (ask). birlik; (ask). düzen; (jeol). oluşum.
 
Çeviri formative
(s)., (i). şekil veren, şekil verebilen, teşkil etmeye yarayan; (biyol). büyüyebilir, gelişme eğilimi olan; (i)., gram ek, takı; ekli sözcük.
 
Çeviri former
(i). biçimlendirici şey veya kimse.
 
Çeviri former
(s). evvelki, önceki; öncel, eski, geçmiş, sabık; ilk bahsedilen: Of the two choices I prefer the former. iki şıktan birincisini tercih ederim. former times geçmiş zaman, eski günler.
 
Çeviri formic
(s)., (kim). karıncalarda bulunan bir aside ait; karıncalara ait. formic acid karınca asidi.
 
Çeviri formication
(i)., (tıb). karıncalanma.
 
Çeviri formidable
(s). korkulur, korkunç, dehşetli, müthiş, heybetli; pek zor. formidabil'ity (i). korkunçluk; güçlük. for'midably (z). korkulacak surette, dehşet verici bir şekilde.
 
Çeviri formless
(s). şekilsiz, biçimsiz.
 
Çeviri formosa
(i). Formoza, Tayvan'ın eski ismi.
 
Çeviri formula
(çoğ. -lae, -las) (i). usul, kaide; reçete, tertip; (mat)., (kim). formül.
 
Çeviri formulary
(i). formüler; (ecza). kodeks.
 
Çeviri formulate
(f). formül halinde ifade etmek; kesin ve açık olarak belirtmek. formula'tion (i). formül şeklinde ifade etme, formül haline koyma.
 
Çeviri formulism
(i). formüllere bağlılık; formüller sistemi.
 
Çeviri fornicate
(f), evlilik dışı cinsel ilişkide bulunmak, zina etmek. fornication (i). evli olmayan kimseler arasındaki cinsel ilişki. fornicator (i). zina eden kimse, evli olmadığı bir kimse ile cinsel ilişkide bulunan kimse.
 
Çeviri forsake
(f). (sook, saken) vaz geçmek; yüzüstü bırakmak, terketmek.
 
Çeviri forsooth
(z)., alay gerçekten, hakikaten.
 
Çeviri forspent
(z)., eski bitkin, bezgin, yorgun.
 
Çeviri forstall
(f). erken davranıp önlemek, önüne geçmek; daha evvel davranmak; fiyatı yükseltmek için önceden satın almak veya istif etmek, kapatmak (mal).
 
Çeviri forswear
(f). (swore, sworn) bırakmak için yemin etmek; yeminle inkâr etmek, yeminle reddetmek; bırakmak. forswear oneself yalan yere yemin etmek. foresworn (s). yalan yere yemin etmiş.
 
Çeviri forsythia
(i). hor çiçeği.
 
Çeviri fort
(i). kale, hisar; istihkâm. hold the fort savunmak, müdafaa etmek; işi devam ettirmek, yürütmek.
 
Çeviri fortalice
(i)., (ask). küçük istihkâm.
 
Çeviri forte
(i). bir kimsenin asıl hüneri ve başlıca sıfatı.
 
Çeviri forte
(z)., (s)., (müz). kuvvetle, çok sesle; (s). kuvvetli.
 
Çeviri forth
(z). ileri, dışarı, dışarıya doğru. and so forth ve saire, ve başkaları. back and forth ileri geri. bring forth doğurmak; meydana getirmek, hasıl etmek, çıkarmak. from this time forth bundan böyle, bundan sonra.
 
Çeviri forthcoming
(s)., (i). yakında çıkacak, gelecek; hazır, mevcut; (i). geliş, varış.
 
Çeviri forthright
(s)., (z). doğru, açık; içten, samimi; (z). doğru; hemen, derhal.
 
Çeviri forthwith
(z). hemen, derhal.
 
Çeviri fortieth
(s)., (i). kırkıncı; (i). kırkta bir.
 
Çeviri fortification
(i). istihkam; kuvvetlendirme, tahkim etme; istihkam yapma.
 
Çeviri fortify
(f). istihkam haline getirmek; takviye etmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, teyit etmek; alkol ilave ederek kuvvetlendirmek.
 
Çeviri fortissimo
(s). (z)., (müz). çok kuvvetli; (z). kuvvetli sesle.
 
Çeviri fortitude
(i). metanet sebat, tahammül. fortitudinous (s). metanetli, cesur, tahammüllü, dayanıklı.
 
Çeviri fortnight
(i). iki hafta, on beş gün.
 
Çeviri fortnightly
(s)., (z). on beş günde bir, iki haftada bir.
 
Çeviri fortress
(i). istihkâm kale, hisar.
 
Çeviri fortuitism
(i)., (fels). evrimin doğal kanunların rastlantılı sonucu olduğuna inanış.
 
Çeviri fortuitous
(s). bir rastlantı sonucu vaki olan, tesadüfi. fortuitously (z). tesadüfen, kazara. fortuitousness, fortuity (i). tesadüf, rastlantı.
 
Çeviri fortuna
(i). eski Romada talih tanrıçası.
 
Çeviri fortunate
(s). talihli, bahtiyar, mesut. fortunately (z). iyi ki çok şükür, Allahtan, bereket versin.
 
Çeviri fortune
(i). talih, baht; rastlantı, tesadüf; uğur; şans; kader, kaza, kısmet; servet, çok para. fortune hunter bilhassa evlenme yolu ile zengin olmak isteyen kimse, servet avcısı. fortuneteller (i). falcı. fortunetelling (i). falcılık. make a fortune zengin olmak, servet yapmak. soldier of fortune kiralık asker. tell one's fortune bir kimsenin falına bakmak. try one's fortune şansını denemek.
 
Çeviri forty
(s)., (i). kırk (40, XL). forty acres 16 hektar. forty winks kısa süren uyku, şekerleme, kestirme. the roaring forties (coğr). 40° ile 49 arasındaki kuzey ve güney enlem dereceleri içinde kalan fırtınalı denizler.
 
Çeviri fortyniner
(i). 1849da Kaliforniyaya altın aramak için giden kimse.
 
Çeviri forum
(i). eski Romada pazar yeri veya meydan; forum; mahkeme.
 
Çeviri forward
(f). ilerletmek, çabuk yetiştirmek, ilerlemesine yardımcı olmak; göndermek, yeni adrese göndermek, sevketmek. forwarder (i). sevkeden firma, malı sevkıyat acentesine götüren kimse. forwarding agent sevkıyat acentesi; ambar. forwarding address yeni adres.
 
Çeviri forward
(s)., (i). ileride olan, öndeki, ön; ileri, ilerlemiş; küstah, cüretkâr; aşırı, müfrit; radikal; (i)., futbol ön sırada yer alan oyuncu, forvet. forward buying ileride teslim edilmek üzere satın alma. forward pass (A.B.D). futbol ileri doğru verilen pas. forwardly (z). peşinen, önceden; istekle, şevkle; kustahça. forwardness (i). cüret, küstahlık.
 
Çeviri forwards
(z). ileri doğru, ileri, doğru. backwards and forwards ileri geri. bring forward göz önüne koymak, dikkati çekmek; nakliyekun yapmak. put forward ileri sürmek. put ones best foot forward en iyi şekilde etkilemeye çalışmak.
 
Toplam 165 sonuç listeleniyor
Copyright © Dogrusozluk.com